Aziz kaarîlerim, şahsan esnaflıktan ticâretten anlamam; hattâ hiç bilmem. Vaktiyle pek şiddetli ve tahripkâr cereyan eden bir gönül fırtanasının ardından, “biraz kendimi tesellî edeyim de zihnim dağılsındır” fikri ile bir köşecikte ufarak-teferek bir dükkân küşâd edüb ticaretle iştigal etmek fikrine kapılmış idim.
Filvaki çarşının ikinci derecede bir muhitinde gönlüme uygun küçük bir dükkân kiralayub bir senelik icarını da peşinen tediye eyledikten sonra içine bir iskemle koyup biraz oturayım dedim idi; iskemlede yorgunluk çıkartır iken kalbim dalmış, uyuyuvermişim. Rüyâmda ak sakallı pîr-i fânî bir zat gördüm; hışımla fakiyre doğru yaklaşub sellemehüsselâm kulağımın tözüne okkalı bir tokat çektikten sonra, “Behey Recai oğlum, gaafil olmayasın; lâf ile âleme nizâmat vermek gibi bir vaziyfe durur iken senin esnaflığa heves etmen revâ mıdır; titre de kendüne gel” diye verdi veriştirdi. Derâkab uyanmışım fekat hayrettir, kulağımın tözünde yediğim okkalı tokatın çınlaması el’an devam etmekte idi.
O gün esnaflık hayatımın ilk ve nihâi günü idi.
Belî, esnaflığı bilmem; bu cihetten esnaf dükkânında fazlaca eyleşmenin terbiye dairesine girmediği de mâlumum idi. Fekat o gün Faruk Bey biladerimin dükkânında mûtadımdan biraz fazlaca bulunmaklığım icab etti; zira, bir müşterek ahbâbımızın ilk torunu dünyaya gelmiş olduğundan bir tebrîk ziyaretinde bulunalım deyu kavleylemiş idik. Bir köşecikte oturup Faruk Usta’nın işini itmâm etmesini bekler iken yaşlıca bir beyefendi Faruk’a selam verip içeri girdi. Buyur edildi; merhabalaşma faslından sonra mecbûren sohbet açıldı. Bu beyefendi Hariciye’den mütekaid imiş; senelerce muhtelif ecnebî memleketlerinde yazıhane hizmetlerinde vaziyfe gördükten sonra emekli olup memlekete avdet etmiş; sohbeti bölüp, “haydin gidelim” demek caiz olmayacağı içün Faruk da bir tabure çekip lâfa iştirak edince sohbet koyulaştı. Bu beyefendi, -ismi Abdülkerim-, şol fakiyr gibi dünya evine giremeyüb, bu vakte kadar bekâr kalmış, nazik, kibar bir adam; sözü sohbeti çekiliyor. Abdülkerim Bey, ardında hanım takazası olmadığı içün ecnebi memleketlerinde para tutmak yerine hayatta en sevdiği bir fealiyet zümresinden olmak üzere hangi memlekette ise, o şehrin kırtasiyecilerinden hoşuna giden kırtasiye malzemesi satun alıp biriktirmeye başlamış. Bir, üç, beş derken kırtasiye zevki, Abdülkerim Bey’de bir iptilâ, bir ihtiras şeklini almış. Kendisinin ifâdesine binâen birkaç yüzü mütecâviz eyi kalite dolmakalemi, binlerce boya ve kurşun kalemi, neredeyse her ebadda muhtelif cins kâğıt, binlerce defter derken, istampasıydı, kurutma kağıdıydı, topluğnesiydi, ataçıydı, silgisiydi diye “şuna değmiş, buna değmemiş” diyerekten neredeyse birkaç yüz bin dolâr tutarında müthiş bir kolleksiyon sahibi oluvermiş. Hepsini bir arada tutmak kabil olmadığı içün her sene izne gelirken, babadan kalma evine malzemelerini deppo etmiş. İmdi tekaüde ayrılıp evine yerleşince görmüş ki evde kırtasiye malzemesinden oturmaya yer kalmamıştır.
-Ne yapayım ben bunları Faruk Bey, benimki koleksiyon değil, resmen toptancılık; bana bir akıl verseniz, deyip durmakta,”binlerce kalemim, mürekkebim, kağıdım defterim var; edebî zevkim de eyidir fekat ne zaman ilham gelüb de bir şey yazmak istesem kağıda kıyamam, kaleme kıyamam. Öylece dururlar, şimdi bana bir akıl verin; ben ne yapayım?”
Yahu bilâder, hepimiz biraz kırtasiye severiz lâkin üç olur, beş olur; Abdülkerim Bey anlaşılan işin tadını hayli kaçırmış. Netekim Faruk, “satsanız” diyecek olur, “kıyamam, üstelik değerini bulur mu bilmem” diye burun kıvırıyor; “eşe dosta hediye etseniz” teklifine, “kadir bilir eş dost nerede, dağıtmakla bitmez ki” diye kem-küm ediyor.
Faruk Usta bir ara Abdülkerim Bey’e farkettirmeden göz kırptı; anladık ki Abdülkerim Bey’in derdi yer değildir; şu ömürlük zevkini bölüşecek kimselerin olmayışıdır.
Tebrik ziyareti dönüşünde Abdülkerim Bey’in hânesine de uğradık; pek mahzuz oldu. Tafsilâtını nasipse anlatırım bir gün...
Recai Güllapdan, Kitap Zamanı, 5 Ocak 2008, Pazartesi
Bütün YazılarÖnceki YazıWord Dosyası Olarak İndir| Başlık | Tarih | Mecmua |
|---|---|---|
| Kitap ilavesini herkes vereyor; biz 'defter ilâvesi' verelimdir | 7 Nisan 2008 | Kitap Zamanı |
| Hatıratımı tahrire mezun değilim efendiler, çünkü... | 4 Şubat 2008 | Kitap Zamanı |
| Savulunuz muhafazakârlar!.. | 14 Ocak 2008 | Kitap Zamanı |
| Nihai mekaale meselesine ve Sühan Mecmuası'na dair tenviratımdır | 3 Aralık 2007 | Kitap Zamanı |
| Fırankfort Kitap Fuarı ve şahsan bizzat ben kendim... | 26 Ekim 2007 | Kitap Zamanı |
| Esasen gerekmez idi fekat yine de iykaz edeyimdir: Kur'an ile nisbetimize dikkat edelim ey gaaziler! | 1 Ekim 2007 | Kitap Zamanı |
| Kitap neşriyatında bedii endişelerin lüzumuna ve ticarî dehâmın nasıl son bulduğuna dairdir | 2 Temmuz 2007 | Kitap Zamanı |
| Domestik muharrir olmanın faziyletine dair | 4 Haziran 2007 | Kitap Zamanı |
| 'Halt etmek' tâbirinin mazmûnuna dair irşâdımdır | 7 Mayıs 2007 | Kitap Zamanı |
| Bu Hasan Aga'dan her mahalleye lazım be yav! | 3 Nisan 2007 | Kitap Zamanı |