Geçen hafta, arka sahifalarda bir yerde neşrolunan İrfan Bey bilâderimin mekaalesini kıraat ettikte içim cızz etti ey azizler; itiraf edeyorum hayli zamandır böyle mahzun ve mükedder olmamış, bizzat kendimi böyle münfail hissetmemiş idim.
Yahu ben şahsan bizzat kendim olarak İrfan Bey'i ne kadar müteessir etmişim de haberim olmamışdır. Efendim mes'eleyi yeniden tafsile hâcet görmeyorum; müşârünileyh meâlen ve lübben, "Recai Bey niyçün bana tahriren mukaabelede bulunmadı idi; halbusam ki ben onun aşk u şevk ile cebheden tearuzda bulunacağı hasebiyle ne gözel esmiş gürlemiş idim; hâl böyle olıcak bir mıkdar bozuldum idi" demektedir. Yahu böyle müteellim ve münkesir olacağını bilse idim iki satır çiziktirir idim fekat ey ihvânlar mâlum, daha mühim işlerle ve husûsen melmeket mes'eleleri ile meşgûl idim ve unutulmasındır ki İrfan Bey, her camı şişe dibini andırır kuturda yakiyn gözlüklerini takuben Evkaftan mütekaid tahrirât memuru üslûbu ile sâbit kalemin ucunu yalaya yalaya gıyâbımda kîl ü kaal kaleme almakta ve atub tutmakta iken şahsan kendim, küçük esnafımızın zâlim hökümet erkânına karşı açmış olduğu pırotesto nümâyişinde, arslanlar gibi haykırmakta ve zâbıta kuvvetlerinin tahkim etmiş olduğu bariykatları, şarapnel misâli iyman dolu göksümüzde eritüb te'sirsiz hale getirirekten bir hak ve faziylet mücadelesi vermekte idim. Tafsilâtını geçen haftaki mekaalemde derc etmiş bulunduğum için yeniden mes'eleye avdet idecek değilimdir; fekat bu nümâyişte olup biteni lâyıkıyla ve temâmen tahkiye idecek olsa idim, işbu sahifanın bütün sütunları dahi kifâyet etmeyeceği içün mekaale-i ibretânem, iycâbında dış poletika sahifasına kadar imtidâd eder idi. Bakınız aziz kaarilerim ve ibretle titreyiniz ki, -kendimi medhediyorsam nâmerdim- bizzat şu benim kendi şahsım gibi bir ilm ü irfân ve şecaat ü faziylet menbâı bir muharririn, işbu sütunda görmüş olduğunuz üzre peçete kadar daracık mekânlarda ilmini ibzâl etmek ızdırârında kalması hak mıdır, revâ mıdır, çeşm-i insâf ile bakınız ve söyleyiniz. Netekim İrfan bey bilâderim, benim gibi tevâzu-şiar bir şahsın ismi güzîni ile, araya cokeyleri de karıştırarak hoşlaşacağına, melmeketin ilmü irfân vâdisindeki âtisini tehdid eden şu muazzam sütun tahdidi zaafiyeti görmezden gelerek, bir nevi ceviz oyunu ile gönül eğlendirmekte, tahminleri tutmadığı zeman ise, "Ee, n'oolacak kocadık, farıdık!" diyerekten bizzat kendi nefsine eziyet ile okuyucularının merhametini celbe oğraşmaktadır.
İrfan Bey, İrfan Bey... görmez misiniz ki şu kazatadaki yerimiz vaktiyle deryâ misâl enginlere sığmaz taşar iken, elyevm saat cebi cesâmetinde daraltılarak gün be gün ademe mahkûm edilmektedir. Hayır, mes'ele o değil, bu gidişle korkarım ki İrfan Bey bilâderim şahsî tradisyonu üzere ağız tadıyla bir bon-jour ey ihvanlar deyip mekaalesine girizgâh edemeden kazatadaki yeri bitiverecektir! Vâkıâ benimçün mahzur yoktur. Biz eski telgırafçılardan olduğumuz vechile iycâb-ı hâlinde Mors elifbâsı ile dahi kaarî-i güzînimizi irşâde muktedirizdir elhamdülillah. Ben şahsan sırf müşarünileyh için vesveselenmekte idimdir vesselâm. Kaldı ki İrfan Bey ile meyânımızdaki işbu nizânın, sırf kazatada daha fazla sütun talebinde bulunmasınlar kasdıyla "Üçüncü kat sekenesi" tarîkince fişteklendiğinden dahi ciddi sûrette şüphe edeyorum. Bittabii bu vaziyette İrfan Bey'in, had safhada kemâlat yaşlarında bulunmasından mütevellid bir kısım zaaflar serdetmesi yüzünden Üçüncü kat sekenesi'nin dolduruşuna gelmesi ihtimâli, bizzat kendimi şahsan dilhûn edecektir.
E, n'ooldu netekim? Bir haftalık muhteşem sükûtum veyahut kim ancak çok cins boks san'atkârlarında müşahede olunan çok zarif "eskiv"im neticesinde İrfan Bey bilâderim öyle bir açık düşmüştür ki, o kadar olur. İmdi bu "açık düşmek", yağlı güleş isporuna dair bir taabir olup İrfan Bey bilâderim, Beyoğlu ve Taksim dolaylarında böyle bir ispor icrâ edilmediğinden bilmez; bâhusus fasl-ı müştereğimiz Receb Bey'den mazmûnunu öğrense gerektir vesselâm.
Bu dağ ne rüzgârlar, ne fırtınalar gördü ey İrfan Bey; Haleb orada ise arşun burada; yegân yegân değil, üçer-beşer geliniz bil'akis!
Recai Güllapdan, Turkuaz, 22 Nisan 2001, Pazar
Bütün YazılarSonraki YazıÖnceki YazıWord Dosyası Olarak İndir| Başlık | Tarih | Mecmua |
|---|---|---|
| Acaba şahsan ben bir "acan pırovokatür" mü idim? | 15 Nisan 2001 | Turkuaz |
| Ufak bir sosiyal tarih tahlilini havî bir mekaale–i müfîdedir; arz edeyorum! | 8 Nisan 2001 | Turkuaz |
| Yıkılmadık ey kaari; Ayakdayız çok şükürdür! | 18 Mart 2001 | Turkuaz |
| "Süleyman Beğ'i ziyaret turları"na iştirak caiz midir meselesi hakkında değildir | 4 Haziran 2000 | Turkuaz |
| Aziz kaariilerime, dahiliye vekiline ve fitboldan hazetmeyen muharrirlere iykazımdır! | 28 Mayıs 2000 | Turkuaz |
| Bu gidişle va'z ü nasiyhat etmeğe elde ahali kalmaz bilesiniz aziz Diyanetçiler! | 7 Mayıs 2000 | Turkuaz |
| "Kaari" mertebesine terfi etmek isteyen "okuyucu"larıma öğüttür | 30 Nisan 2000 | Turkuaz |
| Binaenaleyh tavukları iyi yemleyiniz kaarilerim, karanfilleri eyi sulayınız | 16 Nisan 2000 | Turkuaz |
| Bugün her milletin bir "Recai"si var mıdır bakalım ki kıymeti bilinmiyordur aceba? | 2 Nisan 2000 | Turkuaz |
| Recai tırsımaz; ben sizin eyiliğiniz içün tedbire tevessül etmişimdir | 19 Mart 2000 | Turkuaz |