Recai Güllapdan.net

Küçüksuda gördüm sizi; Köfte-piyazdan bildim sizi!

Ismail Reis, Davutpaşa kışlasından askerlik biraderim olur; bundan on gün mukaddem tilefon tatlı tatlı ötücek bildim ki arayan bir kadim ahbabdır; zira kim benim tilefon "maniyetolu" diye tâbir olunan ilk nesil aparatlardan olmağıla kendine mahsus birtakım hususiyetlerle mücehhezdir.

Meselâ bir siyâset erbabı aradığında âdeta hırıltıya benzer bir tonalite ile ötüşür; telin diyger ucundaki taife–i nisâdan biri ise şuh şakrayışlarla enîn eyler vesaire vesairedir...

Ismail Reis Tirabizon uşağı olmağıla Eminönü iskelesinde taka irisi bir tekne ile her sabah lenger–endaz olup maişet dâvâsı peşinde koşar has bir âdemdir. Ezcümle dedi kim, "Sizin Zeman muharrirleri bu pazar benim teknede boğaz sefası sürmek üzere pazarlık kesmişlerdir. Ben dahi herhal Recai Bey de dâvetlidir diye en evvel haberdar etmek istedim. Bir iki gün önceden teşrif buyursanız da askerlik hâtıralarımızın en leziz aksâmını mübâdele etsek diye düşündüm idi fülan". Fevkalâde mahzuz oldum fekat ey azizler Zeman kazatası cihetinden arayan soran olmayıcak dededen yâdigâr Efrenci kısa süvari kılıncını iki kat keçeye saruben Istanbul otobosuna râkib (tikkat, "rakîb" ile zinhar karıştırılmamalıdır) oluben bir seher vaktında Karaköy iskelesine ayak basdım idi. Manzara–ı umûmiyeyi bilahire tafsil ederim fekat esas mes'ele şu idi ey azizler: Niyçün bizzat ben kendi şahsım olaraktan bu muharrir içtimâına davet olunmayor idim idi acebâdır?

Pazar sabahı dokuz sularında ben bizzat Ismail Reis'in kapudan köşküsünde tebdil–i kıyâfet ile sanki bir çımacı neferi imişim gibi va'z–ı yed eder iken bu Zeman muharrirleri dahi birer ikişer iskeleye dökülmeğe başladılar kıymetdar muhiblerim. Ezcümle çoluk–çocuk deyû tavsif etsem kimseye böhtan etmiş olmam anlayacağınız. Kaayet isportif kiyafetler, siyah güneş gözlükleri, pahalı mintan ve urbalar ile adeta kirişi kırmış leylî–meccâni mektep talebelerine benzeyor idiler. Tam da iskeleden kopmak üzere iken ortadan yaşlıca bir hatunun yedeğinde soluk soluğa el kol hareketleri yaparaktan tekneye doğru seğirten bir ihtiyar görününce kazatanın bilcümle muharriri "amanin Irfan Bey geleyor" diye cûş–ı hurûşa geldiler. Meğer Irfan Bey'i yedeğinde iskeleye kadar sürükleyen Şehper Hanımefendi imiş. Uzatmayalım, Irfan Bey tek başına güverteye geçmeğe cesaret edemeyicek, çoluk–çocuk takımından iki muharrir adamcağızı karga tulumba içeri aldılar da Ismail Reis düdüğünü öttürerek şen ufuklara müteveccihan dümen kırdı idi.

Az sonra "dedi ki.. demiş ki..." faslı başlayıcak kapudan köşküsünün camını aralayaraktan konuşmalara gayr–ı irâdi kulyak müsafürü oldum idi. Imdi deyeceksiniz ki neler konuşuldu idi fülan? Sırdır azizler, fazla tecessüs sıhhate muzırdır fekat sizler içün iki kelime ile hülâsa edicek olur isem pek de ehemm şeyler değil idi. Cemaat daha ziyade Irfan Bey etrafında halaka oluben sıhhat ve âfiyetini istifsâr ile bâdemâ "ne olicek bu melmeketin ahvâli?" tarzında konuşup durdular. Ne zaman ki tekne Küçüksu koyu dirler sâkin bir körfezcikte lenger bırakıcak bunlar alt kattakı kapalı güverteye inüb dört kol melmeket kurtarmağa başladılar. Bu esnada Urfa dolaylarından Osman nâm bir civan böyük mangallar tutuşturarak muharrir takımına köfte kızartmaya başlamaz mı? Ismail Reis'e, "şu benim efrenci süvari kılıncımı versen gerektir, bari soğan doğramaya muavenet edeyim" dedim ise de Ismail, "eline ayağına düştüm Recai Bey; bunlar benim teknemde bulunmağıla müsafür hukuku ile mücehhez bulunayorlar. Kâffesini salimen iskeleye dökücek kılıncınızı takdim ederim fekat buracıkta evvelen beni doğramadıkça kimseyi hacamat etmenize rıza göstermem" şeklinde yalvarub yakarınca vazgeçtim gitti idi.

Vâkıa köfte ve piyazdan, –mürettebat meyanında bulunmağıla– biz de istifade etmedik değildir lâkin bu melmeket, Küçüksu sevâhili açıklarında köfte–piyaz yiyerekten kurtarılabilir mi acebadır? Bizzat kendi şahsıma kalsa bilcümle Zeman muharririni Küçüksu körfezciğinde hacamat iderekten melmeketin ilm ü irfânına böyük bir hidmette bulunur idim fekat Ismail'e dua etsinlerdir!

Daha da anlatır idim lâkin yerceğizim dardır. Kıssadan hisse ey azizler; siz siz olunuz, şu benim mekaalelerimde derc etmiş bulunduğum meşazlara kulak kesiliniz kâfidir. Unutmayınız ki onca dal, yaprak ve kök, gül içün vardır; âriflere ne seadet, ne seadet!

Hâmiş: "Fasl–ı müşterekimiz Receb Bey ile Cim–Bom'un fitbol müsabakasını seyr etkeliğimizin hikâyesi nasibse haftayadır netekim.

Recai Güllapdan, Turkuaz, 3 Haziran 2001, Pazar

Bütün YazılarSonraki YazıÖnceki YazıWord Dosyası Olarak İndir
Bu Yazıdan Önceki Son 10 Yazı
Başlık Tarih Mecmua
İrfan Bey'in nasıl pırovokasyona geldiği beyanındadır 27 Mayıs 2001 Turkuaz
Şuara takımını alnından kaşımak babındandır 20 Mayıs 2001 Turkuaz
Birkaç kaari meyiline alenen cevabımdır 13 Mayıs 2001 Turkuaz
Kaari kaaridir; muharrir de muharrir bilader! 6 Mayıs 2001 Turkuaz
Ey kaari ibretle bak: Akıbet kara toprak!.. 29 Nisan 2001 Turkuaz
Hiaayyt; işte meydan; çifter çifter buyurunuz netekim! 22 Nisan 2001 Turkuaz
Acaba şahsan ben bir "acan pırovokatür" mü idim? 15 Nisan 2001 Turkuaz
Ufak bir sosiyal tarih tahlilini havî bir mekaale–i müfîdedir; arz edeyorum! 8 Nisan 2001 Turkuaz
Yıkılmadık ey kaari; Ayakdayız çok şükürdür! 18 Mart 2001 Turkuaz
"Süleyman Beğ'i ziyaret turları"na iştirak caiz midir meselesi hakkında değildir 4 Haziran 2000 Turkuaz
Arama - Bütün yazılarda arama yapayım
:
Muhbir - Yazı eklendiğinde haberim olsun
:
Valid XHTML 1.0 StrictValid CSS!Opera Friendly!Firefox Friendly!Netscape Friendly!Internet Explorer Friendly!Valid RSS 2.0