Evvela geçen hafta niyçün mekaale derc etmediğimi izah edeyim aziz kaarilerim; haayır, bu işte, kazatanın dördüncü katındaki müdebbir idarecilerin bir kabahati yok idi.
O gün üzerinize âfiyettir, manavda palamut kıvamında turfanda batlıcan göricek, "bir kızartma yapayım, mevsimidir" karinesiyle bütün bir öğleden sonrasını mutbakta batlıcan kızartma ve foslatma ameliyesi ile geçirdim idi. Şimdi efendim hazretin eyisini bulunca birkaç kilo iştira edeyorum ve kısm–ı âzâmını mangal közünde foslatmak sûretiyle bir kayık tabağa istif eyledikten bade ne zaman yemeğe bunalırsam, salata niyetine ekl edeyor idim. Kızartmaya gelince, mâlumunuzdur pek severim; tavada kızartır iken pek de bir özendim idi. Bilahire üzerine dökmek üzere sarmısaklı yoğurt yapar iken sarmısağı bolca tutmuşum. Bir uyku bastırdı ki azizler, netiycede uyumuş kalmışım ve akabinde bizim üçüncü sahifanın değnekçibaşısı ise, "Recai Bey'in yokluğu belli olmasın" diyerek kocaman bir reklâm ile gaybubetimi setr eylemiştir. Sağolsunlardır netekim.
İmdi size sarmısağın faziyletlerinden bir bahis açmak vardı; fekat siyâsi bir mânâ atfolunur fikriyle vazgeçtim. Lâkin yine de siz siz olunuz şu sıcak yaz mevsiminde sarmısaklı yoğurt ile ülfetten zinhar vazgeçmeyiniz; tabii mescide gider iken sarmısaklı şeyler yemek, dinî nezakete mugayirdir, onu da hatırlatmış olayımdır şahsan. Yahu mescid dedim de, bizim Diyanetçilerin son icraatları aklıma geliverdi. Nedir bilader öyle bütün camilerden aynı anda tek müezzinin ezan okunmasıdır fülân? Yok bazı müezzinler bed sesli imiş de, cihazın sesini haddinden fazla açarak ahaliyi bizâr edeyor imişler de, bir ezanın kıraatı bir beldede bazen yarım saati bulayor imiş de!.. Vâkıa bu kabil şikayetlerde isabet yok değildir; fekat bahusus ezan saatlerinde şehirlerimizdeki çok âvâzlı ezan gulgulelerinin bir başka ses şehrayini teşkil etmesini de yabana atmayalımdır. Diyanetçiler, mescid hayatını izci kampı gibi tek hoparlörden idareyi tasavvur edeceklerine kendi elemanlarına söz geçirsindir bakalım! Netekim bizim komşu mahallede bir mescid var; müezzini firarda mıdır nedir, bir vakıttan beri horoz sadâlı birisi ezan okuma ihâlesini bizzat deruhte etmiş bulunayor. Herif her ezan cümlesinin nihayetinde öyle bir "hiaayytt" nârâsı salıyor ki güler misiniz ağlar mısınız? Bizim mescidlerde "imam hasta olsa da imâmete geçsem; müezzin gecikse de ezan okusam" diye tetikte bekleşen bir emekli cami horozları zümresi vardır; belli ki bu zat, onlardan biridir. İmdi böyleleri de var deyu bir beldede ezanın tek kişi tarafından okunması çâre değil, idaresizliğin ve çaresizliğin itirafı olup kat'iyyen muhalifimdir; böyle bilinsin bizzat.
Tabii bir de, pâyitahtta teksir edilen cuma hutbelerinin okunması meselesi var ki ayrıca bir mahz–ı ibrettir. Anladık, vaktiyle cami minberinden melmeket kurtarmaya hevesli birtakım âdemler zuhur edince, çareyi "tek hutbe tatbikatı"nda buldular; lâkin bu çare değildir ey Diyanetçiler; netekim geçtiğimiz cuma günü israfın dinen caiz olmadığına dair bir nutuk dinledik idi. Bilader esasen cumaya gitmeye hâcet yok, kazatalar daha evvelce bu hutbeyi mealen yazmışlardı netekim. Bu vaziyette hutbeye çıkan kişi, elindeki kâğıdı elifi elifine okumaktan gayrı bir işe yaramıyor. Rezalet yahu? Hem bakınız kaç nokta–i nazardan rezâlet iyzah edeyorum:
– Cami cemaatinin peşinen müsrif, serhoş, hane–berduş, vergi kaçakçısı, ahlaksız olduğunu nereden biliyorsunuz da her hafta azarlar gibi bu kabil şeyleri kulağımıza üfleyip duruyorsunuz yahu?
– Eğer imamlar, sadece ellerindeki kâğıdı okuyacak iseler, bunun için ne imam–hatib mektebine, ne de din meslek okuluna ihtiyaç yoktur; hatta imama bile hâcet kalmaz. Merkezî amfiden birisi okur, cemaat de dinler. Etmeyiniz bre!
– Hutbenin muhteviyatına resmî mercilerin karar vermesi, Anayasa'nın layiklik pirensibine kırk yerinden muhalif ve mugayirdir. Zinde kuvvetler niyçün bu lâçkalığa müsaade edeyorlar anlamak müşkildir bahusus!
Bu suallerin cevabı bende mahfuzdur; fekat alenen şuracığa derc etmeye vicdanım elvermez; lakin bu gidişatla yakında camiler otopark yapılır da yerine sanal mescidler açılur, minareler de baz istasyonu olarak istimal olunur ise hiç şaşmam.
Böyle cemaate öyle Diyanet çok biledir bilakis.
Recai Güllapdan, Turkuaz, 22 Temmuz 2001, Pazar
Bütün YazılarSonraki YazıÖnceki YazıWord Dosyası Olarak İndir| Başlık | Tarih | Mecmua |
|---|---|---|
| Başvekil tek başına, Kızılay'da karşıdan karşıya geçebilir mi hakkındadır | 8 Temmuz 2001 | Turkuaz |
| Mektebin bacaları; ders verir Recaileri! | 1 Temmuz 2001 | Turkuaz |
| Bir kısım okuyucuyu i'tabımdır | 24 Haziran 2001 | Turkuaz |
| Evvelâ usûl bilader, evvelâ usûl! | 17 Haziran 2001 | Turkuaz |
| Bir Cim Bom maçı seyretmekliğimin muhtasar hikayesidir | 10 Haziran 2001 | Turkuaz |
| Küçüksuda gördüm sizi; Köfte-piyazdan bildim sizi! | 3 Haziran 2001 | Turkuaz |
| İrfan Bey'in nasıl pırovokasyona geldiği beyanındadır | 27 Mayıs 2001 | Turkuaz |
| Şuara takımını alnından kaşımak babındandır | 20 Mayıs 2001 | Turkuaz |
| Birkaç kaari meyiline alenen cevabımdır | 13 Mayıs 2001 | Turkuaz |
| Kaari kaaridir; muharrir de muharrir bilader! | 6 Mayıs 2001 | Turkuaz |