Kazatada okuyıcak neye oğradığımı bilemedim; efendim, açlık gırevine giden bir kanundışı teşkilat mensubunun elsiz ayaksız yattığı eve, yakın hısmı ve akrıbası tarafından baskın verileyor; akabinde git gide ölmekte bulunan şahıs oracıktan kaçırılarak hastahaneye götürüleyor.
Buna mukabil bu gizli teşkilat mensupları işi farkedicek, hastanın akrabalarından üç kişiyi yakalayarak rehin tutuyorlar ve "hastanedeki arkadaşımız iade edilinceye değin sizi bırakmazız" şeklinde tehdid savurayorlar.
Aziz kaarilerim bu açlık gırevi meselesi, gördüğüm kadarıyla matbuatta hiç de lâyıkı vechile ele alınmamış bulunayor. "Şu kadar genç insan bile bile niyçün ölüm orucu tutsunlar, yazık değil midir; hökümet binaenaleyh bu cessur gençlerin taleplerini kabul etsin felan festek" tarzında neşriyat yapıp durdular. Bakınız şoracığa kayd edeyorum, kimse de çıkıp, "aceba bu gençler kendi rızaları ile mi ölmeye yatayorlar yoksa birileri bu çocukları şiddetli tazyik altında tutarak mı yavaş yavaş ölmelerinden menfaat temin edeyor?" diyemedi. Halbusam ki o meşhur "tahkikçi kazatacı" nâmı verilen garip makûle, biraz meselenin üzerine eğilseler idi, vasati şartlar altında ne o gençlerin ne de ailelerinin bu işe gönüllü olmadıklarını ortaya koyabilirler idi fekat kendi mensuplarının tedricen can vermesini pıropaganda iderek davalarının haklılığını isbata kalkışan birkaç gizli teşkilata karşı koymaya cesaret edilemedi. Netiyceyi ise hep birlikte ibretle görmekteyiz.
Can cümleden aziz demişler; 20–25 yaşındaki sabiler niyçün bilmem ne tipi mapusaneler kaldırılsın deyu ölüm orucuna yatsunlar ki; hani, "Imefe defolup gidene kadar veyahut kim melmekette adil bir idare tahakkuk edinceye, Türkiye hakiykaten tam müstakil oluncaya değin birşey yemeyip içmeyeceğiz diseler" idi elbette ki, bu gençlerle aynı kanaatte olmasak bile, yaptıkları işe hörmet duyardık. Lâkin hayır. Bir takım kenar mahalle evlerinde bu gibi gençleri ağır ağır ölmeye teşvik eden teşkilatlar kadar bu rezalete seyirci kalmayı tercih eden hökümet ve bahusus Adliye Vekili dahi bu işten ötürü müteselsilen mes'uldür.
Hısmı akrıbası, devletten bir hayır gelmediğini göricek gayret başa düştü deyip operasyona kalkışıyorlar; çocuğu alıp hastahaneye götüreyorlar da şu gizli teşkilatın pervasızlığına bakınız ki hastanın yakınlarını rehin tutmaya cesaret edebiliyor. Böyle bir idare tahtında siyasiyattan konuşmak lüzumsuzdur aziz kaariilerim. Ben şahsan bizzat kendim olarak hayli zemandır siyaset perhizine girmiş isem sebebi bu ve emsali facialardır.
Binaenaleyh gerek bu hökümeti ve gerek ise elyevm vekillik sufatı taşıyan hazeratı dahi, "keenlemyekun" yani ki "yok" kabul edişimizin esbabı budur. Beri yanda pahalılık başını alıp gidecek, bir takım fesatçı muhitler para ispekülasyonları ile hergün cebimizdeki birkaç kuruşu biraz daha pul haline getirecekler diğer taraftan hökümet bırakınız Furat kıyısında yayılan koyunun selametini, daha mapushanede yatan mapusun can emniyetini bile teminden mahrumdur; binaenaleyh ise siyaset ile elakadar mekaale kaleme almanın yeri ve lezzeti kalmamıştır.
"Yahu siz nasıl bir muharrirsiniz ki siyasetten hazetmiyorsunuz?" diyecek olursanız ey kaari–i güzin, gelen gideni aratır olmuş, bir garip devire gelinmiştir; bu devirin garabet ve acaipliğini ileride tarihçiler kaleme alırken pek bir şaşıracaklar "yok canım, bu kadarı da olmaz" diyeceklerdir. Hâsılı aziz kaari, bizzat ben kendi şahsım olaraktan muharrir takımın izne ayrılmasını tasvib etmemekle beraber; hâşâ mekaale yazmanın şu fakiyre güç geldiğinden değil fekat kafamdaki döşeme tahtalarının bir mikdar olsun selametini temin nokta–i nazarından istirahat etmeğe karar verdim idi; bu sene bizim Konduracı Faruk ile beraber (Faruk bir minibüs sahibi olduğundan beri hep bu pıroceyi hayal ediyor idik) bir kablıcada cennetlik göğdeyi ılık kablıca sularına yatırmaya azm eyledik. Vâkıa bu tarz bir istirahata kat'iyyen muhalif olduğum sizlerin mâlumudur fekat ey azizler haberiniz yoktur, mafsallarımı oynatır iken çıkan sesleri bir işitse idiniz "aceba içerde inşaat faaliyeti mi olayor?" diye teaccübden kurtulamaz idiniz.
Ezcümle önlüğü, dükkanın kapısına asıyorum azizler; nasib ise üç hafta kadar sonra yeniden mülaki oluruz inşaallah!
Recai Güllapdan, Turkuaz, 19 Ağustos 2001, Pazar
Bütün YazılarSonraki YazıÖnceki YazıWord Dosyası Olarak İndir| Başlık | Tarih | Mecmua |
|---|---|---|
| Savulunuz; medeniyetin müdafii "Asrî Battal Gaazi" geleyor! | 12 Ağustos 2001 | Turkuaz |
| Ey kaari-i güzin, yâre-i vatanın melhemi belki de sabırdır! | 5 Ağustos 2001 | Turkuaz |
| Yenilikçiler hakkındaki mütaleamdır! | 29 Temmuz 2001 | Turkuaz |
| Sarmısak dedim de aklıma geldi... | 22 Temmuz 2001 | Turkuaz |
| Başvekil tek başına, Kızılay'da karşıdan karşıya geçebilir mi hakkındadır | 8 Temmuz 2001 | Turkuaz |
| Mektebin bacaları; ders verir Recaileri! | 1 Temmuz 2001 | Turkuaz |
| Bir kısım okuyucuyu i'tabımdır | 24 Haziran 2001 | Turkuaz |
| Evvelâ usûl bilader, evvelâ usûl! | 17 Haziran 2001 | Turkuaz |
| Bir Cim Bom maçı seyretmekliğimin muhtasar hikayesidir | 10 Haziran 2001 | Turkuaz |
| Küçüksuda gördüm sizi; Köfte-piyazdan bildim sizi! | 3 Haziran 2001 | Turkuaz |