Gecenin bir yarısında tilefon acı acı ötücek uyku hâletiyle yüreğim kalktı. Saata baktım, ikibuçuk felan. "Yahu serhoş mudur, uğursuz mudur" diye söylenerek doğrulup yüklüğün üst gözündeki cihaza uzandım.
–Bendeniz Amerikan hariciyesinin Türkiya masası şefi falankes... der demez ahizeyi çatt edenek kapatmam bir oldu. Öfke ile yeniden yorgana ilticâ ile başımı yastığa akord edeyordum ki aşk ile buyrunuz bir dahi,
–Buyrunuz ne vardı ki?
–Efendim, az evvel hatlar kesildi galiba; bendeniz Amerikan hariciyesinin...
Uzatmayayım, kazatadaki yerimiz zaten mendil kutrunda daracık bi şey. Adam ezcümle deyor ki, "lütfen ahizeyi kapatmayınız, müsaadenizle Pirezidantımız Bay Buş'u bağlayorum da, estek de köstek de..."
–Eyi ya bağla bakalım!
Tilefonun fişini pirizden çekmek var lakin mesele dünya sulhünü ilzâm edeyor olabilir endişesiyle dişimi sıktım. Kısa bir fasılayı müteakip yeniden bir ses duyuldu,
–Recai Bey eyi günler, ben Pirezidant Buş, Buş yahu tanımadınız mı?
–Yahu eğer hakiykaten Buş iseniz biliniz ki Türkiya'da saat gecenin körü raddelerindedir; bu ne samimiyettir ki olmadık saatlerde... demeye kalmadı aman efendim özürler, bilmem neler... Meğer oralarda elyevm saat akşamın sekizi felan imiş.
Her neyse meseleye gelelim; derhaatır iderseniz geçen haftaki mekaale–i müfîde–i uzmâ'mda Bay Buş'dan bahs ile intellectual kaabiliyetinin pek de pirezidantlık ile ka'bil–i te'lif görünmediğini i'ma buyurmuş idim; hazret alınmış. Haklı tabii kendince. Ne de olsa koca bir melmeketin reisi. Meğerse benim mezkûr mekaale derakab bir kısım ehl–i fesat tarafından İngiliz lisanına terceme olunarak internet âleminde sağa sola yollanıyor imiş,
–Recai Bey, ne kadar müteessirim bilemezsiniz; bütün forsum iki paralık oldu. Beyaz Saray'daki sekreterler bile gıyabımda dalga geçiyorlar imiş. Böyle kıritik bir devrede bana bu yaptığınızı Üsâme bile yapmadı deyor. Bir baktım tilefondaki ses ağlamaklı bir hâl aldı. Müteessir oldum bittabii. Ne kadar yufka yürekli olduğum mâlum–ı cihândır netekim. Dedim ki,
– Ey aziz, bu işin encâmını, teyyareler düşer düşmez paldır küldür ortalığa atılmadan evvel hisab etmek lâzımdı. Siyasi feraset bunu iycab ettirirdi lakin aradan yirmi gün geçti hâlâ bu seyyiatı kimin işlediğine dair bir isbat getiremediniz. Yahu bilader bu dünyanın Müslümanları sizin antireman malzemeniz midir ki, milyonlarca insanı bîhuzur edeyorsunuz?
–Yahu Recai Bey, tam da o meseleyi söyleyecektim lâfı ağzımdan aldınız; ben bu Febei'nin de, Cia teşkilatının da umum müdürleri çalyaka azledecek idim lâkin bırakmıyorlar ki bilader. Höt–zöt ettiğimize bakmayınız efendim; cümle cihana rezil rüsva olduk. Ol kadar cana kıyıldığına mı yanayım; iktisadi vaziyetin tepe takla olmasına mı üzüleyim, yoksam ki işbu cihetten madara edildiğimize mi hayfedeyim bilemiyorum. Ben bu işi kolay zannederdim lakin değil imiş. İmdi ocağınıza düştüm tiz bana bir akıl, deyicek anladım ki bu iş, Buş'u da fevkalhad derecede aşan bir mahiyet kesbetmektedir.
Hamdolsun bizde akıl tonla; vâkıâ şu bizim hökümat ricâlinin haberi yokdur fekat bizim de kendimize göre içtimai ve siyasi bir muhitimiz, arayıp soranımız eksik değildir. Lâf açıldı da şuracığa derc edeyorum; ben bu Buş'u hiç tutmadımdı; el'an dahi gözümü doldurabilmiş değildir fekat adamcağızdaki kadirbilirliğe bakınız efendim. Aleyhinde kamyon kadar cesim ve sıkletli bir tenkiyd mekaalesi kaleme almış olmaklığıma rağmen –dikkat buyrunuz– mahviyetkârlık göstereyor. Tilefonumu eski pirezidant Kılinton'dan alıp akıl danışayor. E, böyle melmeket elbette inkişâf eder bilader.
Neyse efendim meseleyi uzatmayalım; esasen ben şahsan bu hafî görüşmeyi sizler okuyub da iftihar edesiniz deyu zikretmeyorum. Muhaverenin mütebakisinde neler konuştuğumuz, almış olduğum devlet terbiyesine nazaran sırdır; âşikâr edilmesi caiz değildir. Velâkin şu kadarcığını kaydetmekten nefsimi men'edemiyorum ki bundan ba'de dünya artık o eski bildiğimiz dünya olmayacaktır zira bu mesele pirezidant Buş'u aşması bir yana şu fakiyri dahi aşmakta olup önümüzdeki günler hiç de hayra alâmet görünmeyor.
Ey âlem–i İslâm, benden işitmiş olmayınız ve şu sözlerimi kulağınıza koyunuz kim devir siyasi feraset ve tedbir devridir; âkıl olunuz, müdebbir davranınız. Ben "Leb" diyorum, gerisini siz anlayınız vesselam!
Recai Güllapdan, Turkuaz, 30 Eylül 2001, Pazar
Bütün YazılarSonraki YazıÖnceki YazıWord Dosyası Olarak İndir| Başlık | Tarih | Mecmua |
|---|---|---|
| Ey gaaziler: Emperyalizmaya karşı omuz omuzadır! | 23 Eylül 2001 | Turkuaz |
| Hariciye muharrirlerine ibrettir: Tahlil netekim işte böyle olur! | 16 Eylül 2001 | Turkuaz |
| Hamamözü bahçelerinden erik sirkat ettiğimizin hikayesidir | 9 Eylül 2001 | Turkuaz |
| Kafamın döşeme tahtaları niyçün acaib sesler çıkarayor? | 19 Ağustos 2001 | Turkuaz |
| Savulunuz; medeniyetin müdafii "Asrî Battal Gaazi" geleyor! | 12 Ağustos 2001 | Turkuaz |
| Ey kaari-i güzin, yâre-i vatanın melhemi belki de sabırdır! | 5 Ağustos 2001 | Turkuaz |
| Yenilikçiler hakkındaki mütaleamdır! | 29 Temmuz 2001 | Turkuaz |
| Sarmısak dedim de aklıma geldi... | 22 Temmuz 2001 | Turkuaz |
| Başvekil tek başına, Kızılay'da karşıdan karşıya geçebilir mi hakkındadır | 8 Temmuz 2001 | Turkuaz |
| Mektebin bacaları; ders verir Recaileri! | 1 Temmuz 2001 | Turkuaz |