Recai Güllapdan.net

İrfan Külyutmaz'ı alenen Sühan mecmuasında vaziyfeye davet etmekliğim hakkındadır!

Ah azizler, siz bilmezsünüz, ben bilirüm ki şahsan bizzat ben kendim olarak öğünmeyi kat’iyyen sevmem; vakta ki bu işe germi virecek olsa idimdi, denizleri mürekkep, ağaçları kalem niyetine istimal etse idim yine de kâfi gelmez idi o başka. Ha, denilecektir ki, “efendim mahviyetkârlığın lüzumu yoktur; hâkezâ alçakgönüllüğünün öyle bir derecesi vardır ki ondan bâlâda riyâkarlık başlar!” El-hak doğru lâkin tiskiniyorum bilâder. İsterim ki sair şahıslar beni şahsan ne vechime ne de gıyâbıma medhetmesinler; medh ü senâda yerden göğe isabet de buyurmuş olsalar (ki kat’iyyen isabet kaydetmiş olurlar; ne kadar medhetseler yetmez, netekim “yiğidi öldür velâkin hakkını ketmetme” buyrulmuştur) yine haz etmiyorum. Ben bir mücerred âdemim. Dünyada nâm ü şân ile öğünmek mârifet değildir; mârifet oldur kim dâr-ı bekaada hesab günü mizan terazisi kurulucak tartının başında duranlar “hay maaşallah; analar ne yiğitler doğurmuş da haberimiz olmamış; âdemoğlu didüğün böyle olmalı, breh breh breh... Recai Bey dedükleri sen misin?” diye damak şaklatsınlar ki bu fakiyr dahi öte yakaya usûlet ve suhûlet ile geçebilüb “hâzâ Rabb’il âlemin’in vaad buyurduğu cennet budur” deyüben şu tatlı cancağızımı selâmete iriştirebileyümdür.

Atımı yularlayup gittiğimin hikâyesidir

İmdi vaziyet herhal bir mıkdar tavazzuh etmiş olsa gerektir karînesiyle işbu mekaale-i müfîdeme ve tahrir-i güzîdeme mübâşeret eyliyorum: Efendim, kaarî-i güzînimin mâlumudur, vaktıyla -adı lâzım değil idi- bir yövmi kazatada hafta be hafta şu perişân ve mecrûh cem’iyyetimizin âzâlarına bir parça tesellî, irşâd ve dahi sebeb-i hande olsundur deyu bir kıt’a mekaale tahririne devam buyuruyor idim. Gel zeman git zeman seller geldi yarıklar kapandı misullu ol kazatanın baş değnekçibaşıları, “Recai Bey, sizin tahrirâtınıza doyum olmuyor lâkin okuyucu taifesi, biz bu şahsı muhteremin ne yazdığını anlamayoruz; bu yaştan sonra bu herif bizi tıfl-ı ebcedhan yerine koyup sırtımızda lügâtle gezdirmeye azm ü cezm-i kasd eylemiştir; be bilâder, medrese tahsili görüyor olsak neyse fekat nihayetinde biz sadece kazata okuyucusuyuz; binaenkezâlik ağır geleyor şeklinde târizlerde bulunayorlar. Biz dahi bu sızlanmalara bağrımız yana yana hak vermek mevkiinde bulunmak itibariyle estek de.. köstek de..” gibisinden lâfları sıralamaya başlayıcak bizzat ben kendi şahsim dahi, “yorulmayınız azizler, sayılı nefeslerinizi de bîhûde telef etmeyiniz; vaziyet tavazzuh etmiştir. Ben atımı alır giderim” deyüb o’saat kazata muharrirliğine izzet ü ikbâl ile mânidar bir hatîme çekmiş idim.

E, bizzat kendime de böylesi yakışır idi hani!

Meğer mesele bu kadar basit değil imiş!

Muhiblerim kazatayı basayor!

Efendim kazata mekaalelerine nihayet vermekliğim etrafta şüyû bulunca bir kıt’a gençden müteşekkil kaarî-i güzînim, “an bu an, saat bu saattir; Recai Bey’e şu günde arka çıkmaz isek bizim delikanlı diye ortalıkta gezüb tozmamızın ne kıymeti ola ki?” fikriyle derhal kendi mâbeynlerinde teşkilatlanuben yemeyib-içmeyüb bir irice minibosa raakib olaraktan kazatayı basmaya seğirtmişler. “Nerede bu müdür, kimdir bizi ciğerpâremiz Recai Beyimizden cüdâ komağa azmetmiş bahtsızlar” diyerekten nağralanıb kapu kapu bir mes’ul aramaya koyulmuş, bu esnada önlerine çıkan kazata personeline mezkûr dâ’vâ hakkında evvelce ihzar buyurdukları beyannamelerden dağıtub sağa sola “Recai Bey isterük” pankartları sallandırarak azim ceng eylemişler ki o kadar olur!

Netiycede bunlar tabiatiyle ortalıkta cevaba medâr olabilecek kimseyi bulamayınca, kazata müstahdemininden bir kaç muhibbim tarafınca çay ikram olunarak teskin edilmiş ve selametle uğurlanmışlar.

E, benim şahsan böyle teşebbüslerden ve azim cenglerden haberim yokdur; olsa idi asla ve kat’a müsaade eder mi idim acebâ? Haayır ve aslaa!

Sühân mecmuasına nasıl postu serdim idi?

İşte efendim geçenlerde bu kendilerine “Recai Güllapdan Müdavimleri Komitası” ünvânını lâyık gören cem’iyyetten bir delikanlı mektup yollamış, deyor ki, “A efendim, siz Sühân mecmuasında her biri bir mücevher kıymet ve sıkletindeki mekaalelerinize devam buyuruyorsunuz da biz fakiyrleri niyçün haberdar etmeyorsunuz; biz ki eski mekaalelerinizi muşambaları bezlere sarıp muska niyetine pehlivanlar gibi hamaylı usulü bedenimizde gezdirip şifa vü ilhâm umar iken sizin en yeni mekaalelerle yeniden tahrirat hayatında boy göstermiş olmaklığınızdan bîhaberliğimiz en yakıcı cinsinden hicran değilse nedir?” felan filân meâlinde tatlı sitemler...

A azizler, bilmeyorlar ki şu fakiyr yalancı pehlivanlar gibi cihâne nâm ü nişâne vermek endişesi tutsa idi en birinci, boyalı, puduralı, oceli kazatalarda tahrir vaziyfesine devam ile şânına şan, şöhretine şöhret katar idi, velâkin ben şânı şöhreti ne yapayımdır; gerekmez. Anın içündür ki Sühân mecmuasının ağır siklet cesâmetindeki umum neşriyat müdirinin “peynir-ekmek”ten müteşekkil te’lif ücretinden ziyâde, edebiyle baş kesüb, “Şol mütevazı mecmuamızı mekaalelerinizle tezyin buyursanız, oh ne eyi olur idi” teklifine cân ü yürekten “hay haay” çeküben Sühan mecmuasına postu sermiş bulunmaktayım çok şükür.

İrfan bey buraya, yumruk havaya!

Velaakin ey azizler, “kambersiz düğün olmayor”. Gönlüm isteyor ki, vaktiyle aynı kazatada sahifa vü sütun komşusu, refiyk-i muhteremim İrfan Külyutmaz beyefendi dahi şu fakiyr mecmuamıza mekaaleleri ile iştirak etsin; yine eskiden olduğu gibi sırt sırta verüben ceng ü cıdâl edelim. Ah ne eyi olurdu da, imdi gıyâbında kıyl ü kaal etmiş gibi olacak fekat müşarünileyh şu fakiyr gibi su katılmamış taşra evlâdı meyânında olmayup, ayıptır söylemesi birazca aristokrat-meşrep bir tabiate mâlik bulunduğu cihetle bilmem ki kabul buyurur mu? Hazreti Külyutmaz Beyefendi’yi peşiynen iykaz etmek isterim ki, “Hay haay mîrim, ne demek can ü baş ile” nidâsını müteakib Sühân’n muharrir kadrosuna esamisini yazdırdığı andan itibaren mekaale başına te’lif ücreti cinsinden istihkakı, eni-sonu peynir ekmekle geçiştirilen bir öğle taamından ibâret kalacaktır!

Hayır ey azizler siz bu aristokrat takımını bilmezsinüz, evvelen “hay hay” derler, sâniyen iki satır tahrirat yollayub müteakiben te’lif niyetine sulak yerden tarla parası cesâmetinde yüklü ceremelerle i’zaz olunmaklığı umarlar. Vakta ki İrfan Beğ’in mû’tadı üzre Taksim meydanındaki The Marmara hanının kıraathanesinde ikindi ile akşam vakitleri beyninde içtiği çay ve kahve içün tediye eylediği miktardan geçtim, karsona bıraktığı bahşiş, şol Sühân mecmuasının bir sayısı içün sarfolunan yekûn paraya mümâsildir. Dolayısı ile işbu davetiyenin hâmiş kısmına böyle bir iykaz notu ilâve etmek iktiza ediyor idi. Siz bilmezsinüz; ben bilürüm.

Hâsılı ey azizler, para, saltanat, makam, ikbâl ve şöhret isteyenin olsun; şu fakiyr halinden memnun bulunmaktadır çok şükür!. Bi iznillah’i teâlâ burada arslanlar gibi mecmua neşretmekteyiz ki, bu gördüğünüz, tasavvur edilenin nısfı bile değildir. Hem bilinmez belki bu tariyk ile İrfan Külyutmaz biladerim, bugünlerde sıkca yâd etmekte bulunduğu haber aldığım eski şaşaalı eyyâmını bu vesiyle ile ihyâ etmiş olacaktır.

Ezcümle murâdım oldur kim; ey muhiblerim, teşkil etmiş olduğunuz komitayı lağvediniz; yine eskisi gibi rütbesiz, apoletsiz muhiblerim, karındaşlarım olmak ünvânını kendinize lâyık olunuz ve şu ihtiyarı dahi bu vakitten sonra istintakhanelerde dolaşub, “organize suç çetesi” teşkiline ilham vermiş olmak ithamından hâlâs edinizdir vesselâaam!

Recai Güllapdan, Sühan Dergisi, 1 Şubat 2004, Pazar

Bütün YazılarSonraki YazıÖnceki YazıWord Dosyası Olarak İndir
Bu Yazıdan Önceki Son 10 Yazı
Başlık Tarih Mecmua
"Hıtan" dedim de bakınız aklıma neler geldi ey azizler? 1 Aralık 2003 Sühan Dergisi
Saddam'a niyçün tavlada mahsusçuktan yenildiğimin hikâyesidir 1 Ekim 2003 Sühan Dergisi
Şöhret afettir ey aziz kaari; sakın heves etmeyesiniz! 1 Ağustos 2003 Sühan Dergisi
Edebiyat mecmualarına reklam koyulur iken dikkat edilmesi icab eden hususlara dair 1 Haziran 2003 Sühan Dergisi
Mübârek bir mayıs amele ve sa'yü gayret bayramını nasıl tebcil eyledik idi? 6 Mayıs 2002 Turkuaz
Çorba ve İrfan(*) meselesi 29 Nisan 2002 Turkuaz
Yeniden merhaba ey azizler! 20 Nisan 2002 Turkuaz
Eykaz edeyorum: Evlad-ı vatan aklının balatalarını hepten sıyırmak üzeredir! 28 Ekim 2001 Turkuaz
Hiayyt; terorizim ise terorizim bilader! 21 Ekim 2001 Turkuaz
Dikkat; yeni bir devri dilarayı monarşi başlamaktadır! 14 Ekim 2001 Turkuaz
Arama - Bütün yazılarda arama yapayım
:
Muhbir - Yazı eklendiğinde haberim olsun
:
Valid XHTML 1.0 StrictValid CSS!Opera Friendly!Firefox Friendly!Netscape Friendly!Internet Explorer Friendly!Valid RSS 2.0