Recai Güllapdan.net

Çorba ve İrfan(*) meselesi

Efendim bir kısım entellektüel takımı var ki haddi zâtında bu sufatı taşımaklığa ne kadar ehil oldukları hayli su götürür bir keyfiyettir; diyelim ki adamcağız lokantada çorba sipariş etti de, karson beğ adamın çorbasını biraz fazlaca sıcak getirdi, –Karson bey azizim, netekim Derrida üstadımız, falanca ünvanlı eserinin feşmekân faslında aynen buyurmuştur kim, zinhar çorbayı sıcak içmeyiniz, zira felan festek illetlere sebebiyet verir! Binaenaleyh siz bu çorbayı lütfen değiştürünüz filân!

Hani o esnada karsonun yerine olacaksın da,

–Efendim arzularınızı emir telakkiy ederim lâkin gerek Fırankfurt mektebi muvacehesinde içtima eden fikrî muhit ve gerek ise sütrüktüralist nam firenklerin hörmönötikçi kanadında geçtiğimiz asrın dördüncü sülüsü müddetince müdafaa olunan içtimaiyyat mevziilerden nümâyân olan hakiykat şu merkezdedir ki, bir teşehhüd mıkdarı sabrettiğiniz takdirde sıcak çorba kendiliğinden hararetini kaybederek soğuyacaktır; lakin soğuk bir çorbanın sabır suretiyle yeniden ısınması muhalfarz ihtimaldir zira bu keyfiyet, termodinamik kanunlarının üçüncüsüne tevfikan mümkün değildir. Binaenaleyh sabreder misiniz, yoksa çorbayı değiştirmemi mi arzu buyurur idiniz aceba?

Hayır bilader, sinn–i kemâle erişmiş bir takım zevâtın bastona istinad eder gibi bütün inisiyatifini ve fikri melekelerini, kendi zuumunca otorite kabul olunan bir başka şahsa yaslamak ihtiyacını hissetmesi beni pek elâkadar etmeyor fekat bâhusus gençler bu gibi nümûneleri sahih zannederek takliyde yelteneyorlar.

Elbette bu meselede ifrat–tefritten hariçte bir de itidal noktası vardır. Eğer doğru ise meselâ rahmetli Necib Fâzıl Bey’in şu ifâdesi, bu mevzudaki mübalağa tavrına misâl gösterilebilir: Üstada bir gün genç bir muharrir bir sual tevcih etmiş,

–Üstadım biz sizi hep muharrir şahsiyetinizle tanıyor, nutuklarınızdan, sohbetlerinizden ve eserlerinden istifade edeyoruz. Acaba bu kadar güzelliği inşa etmek için ne gibi kitaplar okuyor, ne gibi eserlerden istifade edeyorsunuz fülan?

Üstadın, genç muharrire cevabını bilenler bilir.

Hışımla yerinden doğrularak deyor ki,

– İnek süt içer mi?

Delikanlı şaşırıyor, “ne elâkası var efendim; estağfirullah fülân, kem küm..”

– İnek nasıl süt içmezse ben de kitap okumam; sadece yazarım o kadar!

Ben şahsan bizzat kendim olarak bu rivayetin sıhhatine itimad etmeyorum. Rahmetli çok renkli ve firenkçe tabirle “ego”su kuvvetli bir adamdı; doğru ise bile ciddiyet sadedinde değil fekat latife olsun diyerek böyle bir cevaba tevessül etmiştir kanaatindeyim.

Aziz kaarilerim, insanın elbette mühim karar mevkiilerinde istinad edeceği bir “âli kıymetler manzûmesi” vardır ve olmalıdır velâkin bu hassasiyeti “ben sana hayran isem sen ya niyçün çama tırmanayorsun” derekelerine vardırmamak lâzımdır.

Esasen bizim atasözlerimiz, –bir kısmı kat’iyyen güvenilmez ve mütenâkız olmakla beraber– vasatî bir adama hayatı müddetince ihtiyacı olan kanaat ve tavır dânişmendliğini yerine getirir. Tabii ki andan evvel güzel din–i mübiynimizde mündemiç kıymet hükümleri mevcuttur. İşte böylece an’anevî ve dinî kültür birbiri ile karışub zamanla “irfan” diye tesmiye olunan bir mâlumat, kanaat ve tavır menbâı teşkil etmiştir ki bu menbâdan lâyıkınca istifade edebilenlere de “ârif” denildiği elbette mâlumunuzdur. İmdi bakayoruz ki meselâ adamcağızın “irfan” diye bir hazineden haberi yoktur veya andan daha ednâ olmak üzere kendi irfânına, vaktiyle eyi türkçe öğrenmiş bir ecnebînin baktığı gibi nazar etmektedir. İşte böyle bir vaziyette ihtiyaç hâsıl olduğunda, “irfan”dan ziyade garb dünyasından alelacele hüccet getirmeğe yeltenenlere sebb ü şetm itsem sezâdır. İykaz edeyorum: Bir meseleye kimin gözleriyle bakar iseniz, aslında o kültür dairesine ilticâ etmiş olursunuz!

Bakınız netekim ben bir entellektüel miyim diyerekten ara sıra âyineye nazar edeyorum da hamdolsun bizzat kendi şahsımda bir nâkıse göremeyorum meselâ; fekat bize lâzım olan şey, garbın mâlumatı ile temas ettikten sonra kendi irfan dairemize avdet etmektir ey azizler. Elbette garbın dahi kendine göre bir takım kıymet hükümleri vardır lâkin i’zam etmeğe hâcet yoktur. Bizler, garbı bir tiren penceresinden seyredip, muhteviyatına muttali olmak vaziyetinde bir hey’etiz. Tirenden inip de oraları temekkün etmeğe hâcet yoktur muhterem dâvâ ve silâh arkadaşlarım.

Binaenaleyh bu mevzuuda sizlerden gayret ve hamiyyet beklerim vesselâmdır!

(*) İşbu mekaale–i bî–nazîrin, pekâlha anlaşılacağı üzre aziz refiykim İrfan Beğ biladerimle bir elâkası yokdurdur. Gördüğüm lüzum üzerine şoracığa dercedivereyim dedim idi / RG.

Recai Güllapdan, Turkuaz, 29 Nisan 2002, Pazartesi

Bütün YazılarSonraki YazıÖnceki YazıWord Dosyası Olarak İndir
Bu Yazıdan Önceki Son 10 Yazı
Başlık Tarih Mecmua
Yeniden merhaba ey azizler! 20 Nisan 2002 Turkuaz
Eykaz edeyorum: Evlad-ı vatan aklının balatalarını hepten sıyırmak üzeredir! 28 Ekim 2001 Turkuaz
Hiayyt; terorizim ise terorizim bilader! 21 Ekim 2001 Turkuaz
Dikkat; yeni bir devri dilarayı monarşi başlamaktadır! 14 Ekim 2001 Turkuaz
İlmin sonu yok; "müşürlük" ne demektir biliniz bakayımdır? 7 Ekim 2001 Turkuaz
Ben "leb" diyorum gerisini siz anlayınız vesselam! 30 Eylül 2001 Turkuaz
Ey gaaziler: Emperyalizmaya karşı omuz omuzadır! 23 Eylül 2001 Turkuaz
Hariciye muharrirlerine ibrettir: Tahlil netekim işte böyle olur! 16 Eylül 2001 Turkuaz
Hamamözü bahçelerinden erik sirkat ettiğimizin hikayesidir 9 Eylül 2001 Turkuaz
Kafamın döşeme tahtaları niyçün acaib sesler çıkarayor? 19 Ağustos 2001 Turkuaz
Arama - Bütün yazılarda arama yapayım
:
Muhbir - Yazı eklendiğinde haberim olsun
:
Valid XHTML 1.0 StrictValid CSS!Opera Friendly!Firefox Friendly!Netscape Friendly!Internet Explorer Friendly!Valid RSS 2.0