Bu terfi ve tenzil meselesi bir kısım okuyucuların zihnini epey meşgul etmiş bulunuyor anlaşılan. Mesela bir okuyucu yolladığı meyilinde buyuruyor ki, "Aziz Recai Beyimiz, mekaalelerinizi zevkle kıraat edip istifadeye gayret ediyoruz lakin siz söze 'aziz kaari' diye başlayınca elimiz ayağımız buz kesiliyor; aceba ben aziz kaari miyim, yoksa ki sıradan bir okuyucu muyum bilemiyorum; bu vaziyet karşısında kaari-i güzin listesine dehalet edebilmek içün ne yapmamız lazımdır fülan?"
E, adam haklı bilader. Bilhassa diyger mediya ve matbuat teşekküllerinde adet ittihaz edilen muharrir-okuyucu münasebetleri nazar-ı dikkate alınırsa şu bizim "aykırı bakışlar" sahifasında tesis etmiş bulunduğumuz yeni kaideler, bir kısım okuyucu tarafından tuhaf addolunabilir. Bu münasebetle ilk ve nihai olmak kayd ü şartiyle bu "Kaari-okuyucu" tefrikine vuzuh kazandırmaya karar vermiş bulunuyorum. Buyurunuz bakalım.
Bu sahifada bükülmez bir hiyerarşi hükümfermadır
Efendim bu teşevvüşe sebebiyet veren asıl amil, okuyucu taifesi değil bizzat matbuat mesleğinden ekmek yiyen kazatacı ve muharrir takımıdır; "Ah sevgili okuyucularımız, sizler bizim peder ve validemizden sonra ikinci sırada sebeb-i hayatımız, hatta velinimetimiz mevkiindesiniz; siz ne söylerseniz o doğrudur; siz her şeyi bilirsiniz, siz olmasa idiniz biz de olmaz idik" neviinden manasız dalkavuklukla, okuyucu takımını da bir nevii "ne oldum delisi" haline getirmiş bulunuyorlar. Nerede görülmüştür bilader, okuyucu her şeyi bilecek, sebeb-i hayatımız olacak, o olmaz ise muharrir de olmayacak fülan? Eğer okuyucu her şeyi bilecek idi ise mesela şahsan bizzat kendimin sizlerin ilm ü irfan itibariyle ali dereceler kazanmanız içün niyçün kendimi helak ederek her hafta seher vakıtlarına kadar faideli mekaaleler tahrir ve tertib edip duracak idim? Binaenaleyh bunlar bir kısım aklı kıt muharrir takımının saçma-sapan dalkavukluğundan ibaret yaltaklanmalar olup, sadece bir kısım okuyucunun kendini iyi hissetmesine yaramaktadır. Yeri gelmiş iken bu kabil tabasbuskarane zırvalara iltifat etmemekliğinizi reca eylerim.
Yeri gelmiş iken şuracağa derc edeyimdir; bu sahifa bir mekteb-i ilm ü irfandır ve laf olsun kabilinden değil, bil'akis okuyucu taifesini irşad ederek onları birer "kaari-i güzin" mertebesine terfi ettirmek içün neşrolunmaktadır. Kıdemli kaariler bilür ki bu sahifada tam ve bükülmez bir hiyerarşi hükümfermadır. Bu hiyerarşinin (ki silsile-i meratib demektir) en yüksek mevkiinde gaayet tabii olarakdan bizzat kendim yer almaktayım. Kendimden sonra bilahire "kaari-i güzin" sufatını iktisaba hak kazanmış zümre gelir; anları "kaari"ler takib eder. En sonda ise "okuyucu" diye tesmiye eylediğim zevat yer almaktadır.
Okuyucu kimdir; kime derler; bilinsin!
Okuyucu, okuma-yazma melekesine sahib bulunduğu halde işbu sahifeyi, "aceba burada neler olup bitmektedir" saik-i merakı ile gözden geçiren zümredir. Bunlar eyi insanlardır, güzel insanlardır ve fekat bal kavanozunu dışarıdan seyreden bir makuledir. Sakın ola ki okuyucu zümresini tahfif eylediğim zannolunmamalıdır; severim, hatırlarını sayarım zira her okuyucu müstakbel bir kaari sayılır fekat birkaç mekaale kıraat etmekle bir okuyucu, muharrir nazarında derakab bir hukuk iktisab etmiş olmaz. Bu işler biraz müşküldür sevgili okuyucularım, tafsili uzun sürer; siz bana itimad ediniz kafidir.
İmdi lafı daha fazla uzatmadan meseleye avdet edelim. Mesele şudur: Bir okuyucu nasıl olur da kaari mertebesine yükselebilecektir.
Buyrunuz netekim!
Recai perhiz ederken, kaari de perhiz eder
Evvela okuyucu laakal bir sene bu sahifada neşrolunan mekaaleleri dikkatle kıraat eyleyecek, manasına ve hepsinden ziyade derununda meknuz bulunan meşaza dikkat kesilecek ve bu esnada bilmediği elfazı bir mektep defteri tedarik edip liste halinde yazacak ve mütekabil manalarını bir lugat marifetiyle öğrenerek ara-sıra gözden geçirecektir. Öyle ilk mekaale ile yüz yüze geldikten sonra kağıda-kaleme sarıluben "Efendim biz sizin tahrir ettiğiniz şeylerden bir mana istihrac edemiyoruz; binaenaleyh yanımızda lugat gezdirmeğe mecbur muyuz felan?" gibi cahilane mülahazalar serdeylemek fevkalade mahzurludur ve kıdemli kaarilerim bilir ki bu gibi şeylere kat'iyyen mülayemet göstermemişimdir.
Saniyen diyelim bir sene müddetince bu tavsiyelere ittiba olundu; heman kaari mevkiine mi geçilecektir; haayır efendiler haayır! Bilakis o anda okuyucu kaari olabilmek içün daha ziyade hassas ve müteyakkız davranmak icab eden bir safhada bulunmaktadır. Bu safhada üstesinden gelinmeyi bekleyen başka vaziyfeler de vardır; mesela bir sene zarfında Türkiya ve dünya ahval-i umumiyesi hakkında laakal bir siyasetçi derecesinde malumat edinmek şarttır.
Saniyen yine aynı esnada elliden az olmamak üzere Türk, Şark ve Dünya kılasikleri serisinden eseri bilhakkın kıraat ve üzerinde teemmülde bulunmak farz-ı ayın mesabesindedir.
Salisen yine bu müddet zarfında yeme-içme alışkanlıklarını bir zabt ü rapta koymak da lazımdır, zira Recai perhiz yaparken onun muhiblerine de perhize riayet etmek yakışır; mesela had derecede yağlı, şekerli ve tuzlu taamdan şiddetle kaçınmalı, baklava, börek emsali leziz taamlardan teneffür derecesinde içtinab etmeli ve tercihan öğünlerini bir dilim kuru ekmek, marul yaprağı, yağsız peynir ve haşlanmış sebze kabilinden zararsız gıdalarla geçiştirmelidir.
Bitmedi: Bir okuyucunun kaari zümresine iltihak buyurabilmek içün yine bu müddet esnasında asabına hakim olması, hakşinaslıktan behemahal ayrılmaması, ufak da olsa katiyyen yalan söylememesi, hassaten ebeveynine karşı son derece hörmetkar ve muhabbetli davranması, elhasıl evvelemirde taşrasına ziyan vermeyen ve fakat mümkün mertebe faidesi dokanan bir Adem evladı olarak muhitinde temayüz etmesi elzemdir.
Bu sahifa bir mekteb-i edebdir ey okuyucu!
"Yahu bu kadar zabt ü rabta girip hayatımızı tanzim ile kötü huylarımızdan vazgeçsek Recai Bey'e kaari yazılacağımıza birer kanat takınır da melaike sınıfına geçeriz fülan" diye mızmızlanan okuyucuları iykaz ederim ki neş'eniz bilür bilader! Melaike sınıfına geçmek isteyen varsa buyursun geçsin; iftihar ederim bilakis. Esasen başta hatırlattım; bu sahifa Kavuklu Hamdi Efendi'nin icra-yı san'at eylediği bir mahfel değildir, aksine bir mekteb-i edebdir diye... Bu arada yine derhatır edeyim ki, okuyucu sufatından kurtulmanın vazgeçilmez şeraitinden biri de işbu satırları kıraat ederken kendi içinizden dedikodu yapmamaktır. Böyle dedikoduları derhal hisseder ve bir kenara kaydederim, haberiniz olsundur.
Diyelim bir sene hitamında bu şartlara harfiyyen riayet ettiniz; iş bitti mi?
Eh, kısm-ı azamı tamam sayılır fekat birkaç mühim husus daha kaldı geriye; O birkaç hususun en mühimmi, şahsan bu fakiyre karşı gıyabımda fevkalade hörmetkar ve muhabbetkar bulunmanızdır. İmdi dememelisiniz ki, "Şu Recai Bey'e de bakınız, silah zoru ile hörmet ve muhabbet olur mu? Ne kadar mütekebbir bir adam felan". Bakınız iyzah edeyorum; hamdolsun gıyaben kimsenin bizzat şahsıma karşı hörmet ve muhabbet hissetmesine ihtiyacım yoktur; bu meziyyet sizlere bizzat kendinüz içün lazımdır. Niçün diye sual etmeyiniz zira dersiniz henüz oralara gelmemiştir.
Peki, diyelim ki o şartı da ikmal ettiniz, başka yapılacak hangi vaziyfe var? Bir vaziyfe daha kalıyor değerli okuyucularım: Yarım mektup kağıdı tutarında bir metin tertib eyleyerek kısa hal tercemenizi yazacak ve ilaveten niyçün kaari defterine yazılmak istediğinizi izhar ederek bu metni, tercihan e-meyil vasıtasıyla şahsıma müracaatta bulunacaksınız. Ne zaman ki tarafımdan "hayırlı olsun; Cenab-ı Mevla mahcub eylemesin!" yollu bir cevap alırsanız o vakıt "kaarilerim" meyanına iltihaka hak kazandınız demektir.
"E, kaari defterini anladık, ne vakıt kaari-i güzin listesine yazılacağız?" deyu istifsar ederseniz aziz kaarilerim, bu mertebenin şartı-şurtu yokdur; onu ben bilürüm.
Gayret okuyucu gayret; kaari olmaya ne kaldı?
Gördünüz mü, öyle "kazatanın parasını verdim; binaenaleyh ben de kaari sayılırum" diye kendinize zulmetmeyiniz kıymetdar okuyucularım; bu dünyada bilhakkın emek verip alın teri dökmeden kazanılmış hiçbir mevkii ve itibarın kıymeti yoktur. Tabii tercih nihayetinde sizlere ait bulunuyor; "Ben bu kadar höt-zöt'e gelemem" diye tafralanan varsa, buyursunlar, kazata çok, muharrir derseniz mebzul. Anlardan herhangi birisine müdavim yazılabilirsinüz, fekat ben bizzat kendim olarak okuyucunun "kaari" mertebesine vasıl olmak içün azm ü cezm ü kasd ile gayret gösterenini sever ve sayarım.
Badehu herkes bu miyara göre kılasmandaki yerini tesbit eyleyip mucibince amel etmelidir vessalam.
Recai Güllapdan, Turkuaz, 30 Nisan 2000, Pazar
Bütün YazılarSonraki YazıÖnceki YazıWord Dosyası Olarak İndir| Başlık | Tarih | Mecmua |
|---|---|---|
| Binaenaleyh tavukları iyi yemleyiniz kaarilerim, karanfilleri eyi sulayınız | 16 Nisan 2000 | Turkuaz |
| Bugün her milletin bir "Recai"si var mıdır bakalım ki kıymeti bilinmiyordur aceba? | 2 Nisan 2000 | Turkuaz |
| Recai tırsımaz; ben sizin eyiliğiniz içün tedbire tevessül etmişimdir | 19 Mart 2000 | Turkuaz |
| Süleyman Bey işsiz kalırsa biz n'ederiz ey azizler? | 27 Şubat 2000 | Turkuaz |
| Nazar haktır aziz kaari, müdebbir bulununuz! | 13 Şubat 2000 | Turkuaz |
| Gazozuna maç değil | 7 Mayıs 1999 | Turkuaz |
| Emperyalizmanın gıravatlı tarzı bu ise, fanilalı tarzı nasıl olur bilader? | 20 Aralık 1998 | Turkuaz |
| Biz böyle devlet terbiyesi almışız; yoksa!.. | 14 Aralık 1998 | Turkuaz |
| "Tevbe mi, yazayım mı?" | 7 Aralık 1998 | Turkuaz |
| Bu yaştan sonra eşortman giyecek halim yok; badema işi sıkı tutunuz bakalım! | 6 Aralık 1998 | Turkuaz |