Recai Güllapdan.net

Kitap neşriyatında bedii endişelerin lüzumuna ve ticarî dehâmın nasıl son bulduğuna dairdir

Aziz kaarîlerim, mâlumunuz vechile bizim necib Türk milletinin kitap kıraati ile başı esasen hoş değildür fekat yaz mevsimi gelicek büsbütün kitabı-defteri boşlayup, “müsait bir tatil mevkii bulup kemiklerimi ısıtsam gerektür” fehvâsı ile kendinü eyice istirahate vakfeylemektedir.

Bu fenâ bir alışkanlıktır ey ahbâb-ı güzîn; ne Türklüğe, ne Müslümanlığa yaraşur bir âdettir. Bu gibi hâllerde kitap kıraat olunmasa dahi, sırf melekeyi körletmemek içün, hatta ve hatta azgın nefsi bir güzel terbiye eylemek içün kitap satun almaktan daha eyi bir yol yokdur. Netekim bakınız bizzat ben kendim olarak dahi, öyle pek kitap kıraatına düşkün biri olmadığım, pek çok cihetten bedava kitap ikramına muhatab bulunduğum halde kitaba para vermek hususunda nefsime ezâ etmeye dikkat eylerim; siz dahi bu pendime itibar ederek, yaz geldi deyû kitapdan cüdâ kalmayınız.

Bu satırlarımı kıraat edenler, “a, üstüme eyilik sağlık; galiba Recai Bey bir neşriyat evi tesis ederek kitap basmaya başlamış olsa gerektir; yoksa ille de kitap satun alınız diye başımızın etini yemezdi” şeklinde bir takım bednam düşüncelere gark olmuş bulunabilirler. Kısm-ı âzâmınızın mâlumudur ki bu fakiyr, mealesef ahz ü itâdan, alış verişden, ticâretten anlamaz. Vaktiyle eyyâm-ı şebâbetimde rahmetli pederim, “bu oğlan, evet, fevkalade siportmen centilmen, bazusu kuvvetli cevval bir çocuktur fekat para kazanmaktan, çalışub çabalamaktan haberi yoktur. Buna kısa bir sermaye vereyim de, iş görüp para kazanmanın zorluğunu bilsin” diye karar vermiş. Uzatmayayım, o vaktin parasıyla sekiz on kasa domates, birkaç kasa patlucan, fasuliye, büber neviinden sebzevât almaya yetecek kadar harçlık verib, “haydi bakalım, git biraz da ticaretin tadına bak; para kazanmak nasıl bir şey imiş” deyu teşvik eyleyerekten şu fakiyri sokağa saldı idi. O vakitler Hüsameddin adında gaayet candan bir arkadaşım var idi; ânınla buluşup ticarete nasıl atılacağımıza dair bir pilana girişerek evvela sebze halinden paramızca meyve sebze satun aldıktan bade bir arabaya koyup mahalle pazarına yığdık.

Birader işin acemisi olmak fena. Biz henüz domatesleri sıralayıp parlatalım der iken güneş zevâli buldu. İkindiye doğru üç-beş kilo domates bile satamamış idik. Tabiiy işe alışkın olmadığımız içün bağırıp çağırmayı da bilmeyoruz. Netiycede akşam bastığında sebzelerle biz öylece kalakaldık. Öteki pazarcılardan biri “kabala ne vereyim; gelin şunları bana devredin” deyince, “hah, işte ticarette yıldızımız parlamaktadır” diye sevindik ise de netiycede sermayenin ancak yarısını kurtararak eve döndük idi. Bilahire validem, güneşden kızarmış ve perişan halimi göricek rahmetli pederime hayli bağırıp çağırarak, “Ölürüm de gül gibi Recaime sokakta pazarda domates soğan sattırmam hey efendi” diye çıkışınca ticaret hayatım başladığı gün nihayete ermiş idi.

İmdi bu yaşdan sonra matbaa kurup neşriyat evi işletmeye ne sermayem, ne niyetim ne de hevesim olmadığını evvelen ihtar etmeliyim fekat siz yine de kitap satın alınız, belki şevke gelür ara sıra okuyup istifade edersiniz. Fekat ey gaaziler, bir neşriyat müessesesi tesis etme fikri ara sıra aklıma gelmeyor değildir. Bakınız neyçün? Efendim bu piyasada satulan kitapların neredeyse tamamı, sahife kenarlarında alt ve üst kısımlarında pek az boşluk bırakarak tab olunmakta, üstelik bir kısmı Karınca duası gibi ufarak-teferek harflerle tertib edilmektedir. Halbusam ki ben olsa idim kitapların kenarında bolca boşluk bıraktırarak şöyle ferah-fahur, havadar, kenarlarına şahsi notlar kaydetmeye müsait bir tarzda, rahat okunur, irice harflerle tertib olunmuş kitab tab’eder idim. Vakıa sahife sayısı biraz ziyadeleşir fekat bu tarz kitaplar, kaarî takımında kıraatı ve bâhusus tahriri teşvik eder idi. Netekim nâdiren kitab kıraat ettiğimde kenarına iki satır tahriratta bulunacak yer göremeyince fena halde sıkılıp öfkelenirim. Hamdolsun kağıt bol, şâhâne matbaa makineleri mevcut; neyçün öyle sıkış tıkış kitab ta’b eder bu neşriyatçı takımı bilâder?

Buracıktan neşriyat erbâbını iykaz edeyorum; kitapların muhteviyatı kadar ta’b şekline, cildine, kağıdına azami derecede itina gösterilsin. Evropada tab olunmuş kitapları görünce, bizimkilerin ne derece yalap şap tarzda satışa arzolunduğunu görüp üzülmekteyiz şahsan.

Unutulmasın ki kitab ta’bı, bizim en milli sanatlarımızdan biridir; ecdâdımızın bundan yüz sene evvel tertib, tab ve ciltlettirdiği kitapların nefsâsetinden hâlâ uzakta bulunmaklığımız ayıplanacak bir mevzudur vesselâm.

Recai Güllapdan, Kitap Zamanı, 2 Temmuz 2007, Pazartesi

Bütün YazılarSonraki YazıÖnceki YazıWord Dosyası Olarak İndir
Bu Yazıdan Önceki Son 10 Yazı
Başlık Tarih Mecmua
Domestik muharrir olmanın faziyletine dair 4 Haziran 2007 Kitap Zamanı
'Halt etmek' tâbirinin mazmûnuna dair irşâdımdır 7 Mayıs 2007 Kitap Zamanı
Bu Hasan Aga'dan her mahalleye lazım be yav! 3 Nisan 2007 Kitap Zamanı
Cây-ı âsâyiş değildir âdeme mülk-i cihân 5 Mart 2007 Kitap Zamanı
İlle de kenar süsü, ille de kenar süsü! 5 Şubat 2007 Kitap Zamanı
Mübarek deve ile bir kısım kazatacı takımını mukayese etmem; zira develer indimde daha âlî ve müce 1 Ocak 2007 Kitap Zamanı
Niyçün derviş olamayacağım beyanındadur 4 Aralık 2006 Kitap Zamanı
Nobel mükafatı heyetini nasıl döğdüm idi? 27 Ekim 2006 Kitap Zamanı
Ben dahleylemeyorum aziz müddeiumumi, romanımın kahramanı ağzını bozayor! 2 Ekim 2006 Kitap Zamanı
'İlle de Realizm' diye tutturanlara hitaben derim ki, buyrunuz bakalımdır! 4 Eylül 2006 Kitap Zamanı
Arama - Bütün yazılarda arama yapayım
:
Muhbir - Yazı eklendiğinde haberim olsun
:
Valid XHTML 1.0 StrictValid CSS!Opera Friendly!Firefox Friendly!Netscape Friendly!Internet Explorer Friendly!Valid RSS 2.0