Aykırı bakışlar
Bazen soole bir düşünüyorum da ey azizler, kendimi sade suya tirit bir vatandaş gibi hissettiğim oluyor. İmdi deyeceksiniz ki, "ey Recai Bey, siz ki her daim bir sade vatandaş olmaktan nasi iftihar eylerdiniz; peki, sade vatandaş olmak ile sade suya tirit vatandaş olmak arasında ne fark var ki bedbin oluyorsunuz, felan?"
Ey gaaziler, öyle anlaşılayor ki, bu haftaki makaalemde betahsis ilmi, hukuki ve hasseten amme hukukuna dair esaslı bir mütalaada bulunmam icab ediyor. Vakıa daha evvelce sizi bu bahislerde defaetle tenvir ve irşad eylemiştim lakin görüyorum ki şair makaalatımın arasına durr u güher tanecikleri gibi serpiştirmiş bulunduğum şu esaslı malumat, nazar-ı dikkatlerinizden dur olmuş. Esasen hafıza-i beşer böyledir ey azizler; sizleri takbih eylediğimi zann eylemeyiniz; imdi mevzua geçiyorum, iyi okuyunuz ve hıfzediniz ki tekrara mahal kalmasın.
Dar-ı dünyada amme hukuku bakımından en büyük meziyet "sade vatandaş" istatüsüne nail olmaktır. Sade vatandaş ne demek? Sade vatandaş demek, bütün bir amme teşkilatının, adliyesiyle, inzibatıyla, maarifiyle, nafiası ile, bürokrasisi, teknik arkadaşları ile kendisine hizmet eylediği insan demektir. Sade vatandaşın buna mukabil mükellefiyetleri vardır; evvela vergisini öder, saniyen, eğer o memlekette askerlik hidmeti mecburi ise askere gider, salısen devlete sadakat gösterir, kanunlarına itaat eder vesselam. İmdi biz birer sade vatandaş namzedi olaraktan vazifemizi ifa eyliyoruz fekat bakalım mukabilinde kalıtalı bir amme hizmeti görüyor muyuz ey yarenler?
Şimdi bilirim, içinizden, "Ne demek yani Recai Bey; oldu mu şimdi; devlet dediğin restoranta karsonu mudur ki müşterisine servis eylesin; bil'akış devlet ali ve ulvi bir müessesedir, bizler içün baba gibidir, harçlığımızı verir, bizi siyanet eder; geceleyin gaflet ile sırtımızı açsak yorganımızı bastırır, yaramazlık edersek -babadır- döver de söver de. Filvaki bu tarz libero lakırdılar size yakışıyor mu efendim?" diye mizmızlananlar çıkar. Vakıa benim kıdemli bir tecrübe-dide kaarilerim meyanından bu kabil ham-ervah çıkmaz lakin yine de sinirlenmeden cevap vereceğim arkadaşlar, netekim buyurunuz:
Arkadaşlar, arkadaşlar.. beynelmilel hukukta "kölelik" mefhumu diye bir şey kalmadı; vatandaş demek, "köle" değil, bil'akış devletin maddi ve manevi varlığına ortak bir pay sahibi demektir. Bir kısım "okuyucular" hala kölelik yani "ubudiyyet" ile vatandaşlığı birbirine karıştırıyor. Hamdolsun melmeketimizde el'an "demirkırat" ve dahi "cumhuri" bir tarz-ı idare mevcuttur. Şairin dediği gibi -elhamdülillah- buyurunuz,
"Ne Süleyman'e esiriz, ne Selim'in kuluyuz,
Kimse bilmez bizi bir Şah-ı Kerimin kuluyuz.
Kul olan aşka, cihan beylerine eğmedi baş;
Başka sultan-ı cihanüz gör'e kimin kuluyuz?
Gam yerüz kan yudarüz guşe-i mihnette müdam
Sanma kim kevser-i cennat-ı na'imin kuluyuz
Bakidir aşkımız uşşak meyanında bugün,
Sanema, sanma ki bir buse kenarın kuluyuz.
Hüsn-i hadis kuluyuz sanma bizi sultanum
Vech-i pakunde olan an-ı kadimin kuluyuz
Terk edub Hayreti'ya taç u kabadan gecdik,
Ancak bu dünyada bir köhne kilimin kuluyuz."
İbretle okudun mu ey kaarı, bakınız şair Hayreti ne diyor; adamın "Selim, Süleyman" diye bahsedip geçtiği ve icabında eyvallaha tenezzül etmediği adamlar lafla değil, hakkıyla cihan padişahları; Selim dediği, bizim meşhur "Yavuz"; Süleyman ise "Kanuni" diye bildiğimiz Süleyman-ı evvel. Hatta derler ki, Süleyman-ı evvel bu gazeli işidicek bir miktar buruşup, az bir caize ile geçiştirmeye kalkışınca Hayreti Efendi iltifat-ı şahaneyi reddeylemiş de yeniden Rumeli'ne avdet edip guşe-i üzlette ömrünü tamamlamış.
Sultan Süleyman'a bakınız ey azizler, "herif beni bile iplemiyor" deyu canına-malına kasd etmiyor; bir de Hayreti Efendi'ye bakınız ki ne kadar vası bir şahsi istiklal hissiyle hareket ediyor. Padişahlık zemanında bile bu işler böyle idi de Hayreti Efendi'nin rıza göstermediği "sultana ubudiyyet'e" biz niye razı olalım? Aceba Hayreti Efendi de, bir kısım "totalite düşkünleri"nin tabiri ile "libero" mu idi? Haayır efendiler, bu haslet bizim en yerli hususiyetlerimizdendir. Gayri bu vakitten sonra, "devlet babamızdır, döver de sever de" diyerekten her zecri tedbire boyun eğecek halimiz yok. Bakınız asrı memalıke: Devletin hukuku ile şahsın hukukunu ne güzel imtizaç ettirmişler. Adam vatandaşlığın kıymet-i harbiyyesini idrak etmiş, "al vergini ver hizmetini" diyor. Sadakat bahrine gelince bizim devlet sadakatimize kim laf iliştirebilir? Kanunlara hormet ederiz, devletimizi severiz lakin karşılığını da bekleriz.
Gelelim "sade vatandaşlık" mevkiine; işte bakınız Hayreti Efendi, bugünkü tabir-i mahsus ile "sade" bir vatandaş, yani teba idi. Cihan padişahına eyvallah demedi diye mapuslarda sürünmedi, ekmeğiyle oynanmadı, beşinci sınıf, cüzzamlı adam muamelesi reva görülmedi; beş caize umarken birini bulunca reddeyledi de çekti gitti. Sultan Süleyman'a gelince, elbette beşerdir, belki canı sıkılmıştır, "herkes sufatlarımı bire bin katarak medh u senada rekaabet eylerken bu herif niçün dayılanıyor?" diye canı sıkılmıştır vel-akın oraya kadar; daha ileri değil.
Buyurunuz, bir değil beş yüz Sezai bir araya gelse, bir gün değil bir sene imal-ı fikr etseler, aylarca aruzun dümtekalı kalıplarına laf tıkıştırmaya uğraşsalar şöyle bir gazelin bir mısraina v-asıl olabilirler mi netekim? Halbusa ben istesem, siz kaarilerime acıdığım için bizzat neşir tarzında kaleme aldığım makalelerimi nazım kalıbına dökerdim de her biri en azından Ziya Paşa'nın Zafernamesi emsalinde bir nazım abidesi olaraktan edebi ufuklarımızda tacidar olurdu. Benim için şiir yazmak neşirden daha kolaydır ey erenler; ben nesri tercih ediyorsam sizlerin iyiliği içündür bil'akış; kadr u kıymetini bilen biliyor.
Pekala, şu melmekette eğer ben "sade vatandaş" olmanın konforunu haiz değil isem, bu saadete kim nail olabilir ki? Ey azizler, siz bilmezsiniz, bu melmekette sade vatandaş istatüsüne n-ail olmak içün bahusus iltimas görmek icab ediyor. Asrı bir hukuk devletinin sıradan bir vatandaşı ile bizim sıradan bir vatandaşı mukayese eyleseler bizimki zekatlık mesabesinde kalıyor; oldu mu ey yarenler?
Netekim bakınız ben şu melmeketin en sade vatandaşlarından biri olmak emelindeyim fekat mümkün müdür bil'akış; sağolsun devletimiz bizlere sade vatandaş istatüsü vermemek içün kırk dereden su getiriyor. Bir bölük devletlü haricinde kimse sade vatandaş olmanın keyfini süremiyor. İktidarı bölüşenler, paylarını azaltmamak için anüdluğu elden bırakmıyor; ahalinin vergileri çarçur ediliyor, melmeketin nafia hidmetleri aksatılıyor, hele şu eyyamda başımıza hangi serpuşu takacağımıza, sakalımızı hangi tarz üzre salıvereceğimize, pantolon paçamızın hangi ebadda bulunacağına bile karışmaya başladı. Memnuniyetsizlik diz boyu efendiler. Belki farkında değilsiniz l akın evlad-ı vatan bulgur kazanı gibi içten içe fokurduyor. Netekim bakınız medeni haklarımız itibariyle son on senede geriye gitmişiz; irticain daniskası işte budur bilader.
Velev ki biz sade vatandaş istatüsünü ihraz edebileydik, işbu nezaketsizliklere muhatap olur mu idik? Biz sadece vatandaş değil, "sade suya tirit" vatandaşlarız. Bundan maada kimse kalkıp da, "bu melmekette herkes birinci sınıf vatandaştır" deyu afra-tafra etmesin; bu melmekette bir kaafile devletlü hariç, herkes "sade suya tirit" vatandaş hükmündedir.
Hatta ben bile!
Mühim bir hamiş: Maarifname sahibi zat, meyanımıza hatırı kırılmaz ahbablar koyarak çur'etini tesviye eyledi. Bu münasebetle telefon ve faksla veya bizzat aramak suretiyle "yardım" teklifinde bulunan geniş kültürlü tetikçiler loncasına mensup bir kısım değerli "kaarı"lerime alenen teşekkürü borç bilirim; o ise hacet kalmadı ey gaaziler!