Lafla olmaz; devletimiz aciliyyetle "laik" olmalıdır ey azizler!
Fesubhanallah bilader!
Şimdi deyeceksiniz ki "Hayrola Recai Bey, henüz besmele çekmeden niçün fesubhanallah ile söze mübaşeret buyurdunuz netekim; icabında biz bir haftadan beri yollarınızı gözler iken siz bayram tebrikinde bile bulunmadan bu ne hiddet bu celal" felan. Yahu ey azizler, bayramınızı nasıl ölse tebrik ederiz, onun elbette kazası var; filhakika şair buyurmuş ki,
"Gel, gel beru savm u salatın kazası var
Sensiz geçen ömri hayatın kazası yok."
Efendim, bayramın ikinci günü idi; vakıa ilk gün şahsi farizamı yerine geturuben kurbanı kesmiş idim lakin sağolsun komşularım, "komşu hakkı" diyerekten yine de hatırımı sayıp kurban payı göndermişler. "Ben bu kadar eti ne yapayım" diye kara kara düşünür iken eti sardıkları gazata kağıdının üstünde bir iri yazı dikkatimi çekti; baktım "150 trilyonu kurban ettik" diye bir ibare. Hoppala, bu neyin nesidir diyerekten merak edip haberin devamını okumağa başladım: Efendim, kendini "böyük gazata" diye teşmiye eden mevkutelerimizden birisi deyor ki, bayram esnasında tam dört buçuk milyon küçük baş hayvan kesilmiş imiş. Bu miktar meğerse milli hayvan mikdarımızın yüzde onuna tekabül ediyor imiş. Bu iş içün millet su kadar trilyon para sarf etmiş imiş. İmdi ey yarenler "kurban etmek" tabiri Türkçemizde bilirsiniz ki feda etmek, gözden çıkarmak, adamak manalarına gelir; bu gazata da demeye getiriyor ki, azar azar kesip gündelik ihtiyacı karşılamak var iken Türkıya'nın bir aylık et ihtiyacını def'aten bir günde kesip ziyan etmek reva mıdır filan. Yok efendim deriler ziyan oluyormuş da, estek de köstek de...
Bizde bir tabir vardır malum, "Ağanın mali gider, azabin canı gider." derler. Burada bil'akış tam aksine bir durum mevzuubahs (ımdı eminim İskender Bey evladımızın tüyleri tıken tıken olmuştur; "yahu Recai Bey, hiç bil'akış tam aksine diye tabir olur mu? Bil'akış demek esasen tam aksine demeye gelir fulan deyerekten saçını başını yoluyordur lakin ben bizzat şahsen burada hal-i galeyandayım ki ufak tefek ifade ittiratsızlıklarına dönüp bakacak halde değilim icabında.) Evet, diyordum ki "ağanın mali, azabin canı", halbüsam ki dikkat buyurunuz burada "Azabin mali" giderken "Ağa takımı" feryad-figan eyliyor. Hani ellerinden gelse vatandaşın elinden kurbanını alacaklar, "bizim pirzolaları, bonfileleri telef etmeyiniz" felan diye heriflerin içi gidiyor adeta.
İmdi bunlar camdan mamül sırça saraylarda otururlar bilirsiniz, lakin camları sırlı olduğu içun dışardan bakınca içini göremezsiniz; garabete bakınız ki bu makule içerden bakınca taşrayı da göremiyor; bilmiyorlar ki bizim ahalimiz gırtlağına kadar fakr u zaruret hatta borç içinde bulunsa, yine de bayram günü kurban kesmek içün hanımının kolundan bilezik bozdurur da bayram neş'eşini kaçırmaz. Kurban kesmek içün, zekata ehil olmak lazımdır; zekata ehil bulunan fikhen zengin sayılır ve lakin bizim millet, fikhen zengin olup olmadığına bakmayarak canını dişine takıp kurbanını keser. Tabii taşradan bakınca işbu hal "israf, fuzuli gayretkeşlik" felan gibi görünüyorsa da öyle değildir. Tabii bu gibi halleri anlamak içün milletin bünyesine dahil olmak lazımdır. Bunlarda milletin dilinden anlamak, gönlüyle hemhal olmak gibi empatique bir hassa bulunmadığından, milletin her tavr u harekatını yanlış değerlendiriyorlar.
Kızdım tabii; kendi kendime söylenüb "tahsil cehaleti alür, esseklik baki kalür" faslından sebb u setm eyleyordum ki gazata hevadisinin bakiyyesine takıldı gözüm. Efendim deriler ziyan oluyor imiş. Bu hayvanlar ehil ellerde ve çeşte çeşte kesilse imiş Türkıya deriden şu kadar, bağırsaktan bu kadar dövüz kazanırmış da felan da fulan. Asabiyetten bıyıklarım kırpı gibi dikelmiş idi ki dışarıdan bir bağırışmadır koptu. Pencereyi açıp saik-i merak ile atf-ı nazar eyledim, ne göreyim; üç-beş adam yüksek sesle münakaşa ederek, "verirsin-vermem", "alırım-alamazsın" diye cedelleşiyorlar. Meğer bizim komşulardan biri kestiği kurbanın derisini pilastik torbaya koymuş, satmaya götürüyor imiş. Bu vaziyeti gören Türk Heva Müessesesi'nin adamları ise müdahele eylemişler. "Bu deri hokumat kararı ve kanun emriyle bizimdir, tiz veresin" dedikçe bizim komşu "Ne münasebet yahu, kendi paramla kurban kestim, derisini satıp fukaraya tasadduk edeceğim, ne karışırsınız." diye itiraz eyliyor. Bizim komşu haklı; herifler haksız. Ne yapmalı, ne etmeli? Tansiyonum bilmem kaça çıktı; aşağı ınıp işe müdahele edeceğim lakin heriflerin tavr-i azametini gören tek parti devrinin yol vergisi tahsilatına çıkmış kolcusu zanneder. Araya girsem bana da horozlanırlar, elimden bir kaza çıkar diye çekiniyorum; bilenler bilir, elim ağırdır ve üstelik başladığım işi yarım bırakmamak gibi bir tabiatım var ki, heriflerin karını itmam etmeden, yirmi manga zabıta gelse herifleri elimden alamaz. İşin neticesinde üstelik "irticaa meyl-i mahsus" cürmünden nezarethaneye düşmek de cabası. Pencereyi kapatıp içeri çekilsem vicdanım elvermiyor. Ne yapsam ne etsem?
Derken zihnimde bir şimşek çaktı. Heman pencereden yarı belime dek uzanıp feryadı bastım,
-Kaçıyorlar tutun şunları!..
Deri kolcuları bir an şaşkınlığa uğrayıp, ne oluyor diyerekten bana baktılar. Aynı telaşeli feryad ile devam ettim,
-Yahu görmüyor musunuz, yandaki sokaktan bir kamyon dolusu deri götürüyorlar, yetişin, yakalayın...
Bir yandan elimle yandaki sokağı işaret ediyorum. Neyse, taktikam ise yaradı. Herifler bizim komşunun yakasını bırakıp yan sokağa doğru seğirtince komşum hemen evine girdi de işi kazasız belasız savuşturduk. Evet, belayı savuşturduk lakin aldı beni bir pişmanlık; kendime dedim ki, "Ey Recai, vakıa şu işi suhuletle hallettin fekat fitne çıkmasın diye işe yalan karıştırdın; sana yakıştı mı?" Düşündüm, taşındım, içim içimi yedi adeta. Neticede dedim ki, "Bela çıkmasın lakin hak da yerini bulsun diye seni yalana tevessül ettirenler utansın Recai!"
Her sene "ar mevsimi değil, kar mevsimi" diyerek devletin, kurban derileri hakkında emir üstüne emir vermesinin, tedbir üstüne tedbir almasının hikmeti nedir ey azizler; bakınız adı üstüne kurban, dini bir vecibedir, inanan ve gücü yeten keser, dileyen kesmez. Devletin, "illa ki bu kurbanın derisi benim" diye ortalığa düşmesi, dini bir vazifeden ötürü vatandaşdan vergi almasına benzer. Halbuki laiklik tarz-ı idresinde "dini mahiyet" taşıyan bir vergi salınamaz bahusus. Bizimkiler hem laikliklikten vazgeçmiyorlar, hem kurban derisinden. Madem öyle zekattan da vergi alın bilader. Hatta deyin ki, "Ey vatandaş zekatını devlete ver; biz de vatandaş adına bunu en iyi şekilde fakire fukaraya taksim edelim." Doğrudur-yanlıştır, lakin bunun bir mantığı var. Peki, kendi gücü ve rızası ile kurban kesen vatandaşın elinden derisini almanın manası nedir ey arkadaşlar; bakınız süracığa not ediyorum, bizim bütün ızdırabimiz, idare-i cumhuriyyemizin bir türlü "laik" olamamasından ibarettir. Devlet diyor ki, "Ey vatandaş sen laik ol lakin bana karışma; ben istediğim zeman laik olurum, istediğim zeman olmam." Halbüsam ki şair düvel-i ecnebiyeye bakıyoruz; vatandaş itikad ve vicdan hürriyeti nokta-i nazarından hür, fekat devlet idaresi laik. Bizde tam tersi, devlet vatandaşı laik olmaya içbar ederken, kendisi bildiği gibi hareket ediyor. Yahu ey azizler, siz bu laiklik mesleğini ecnebilerden iyi mi biliyorsunuz; madem iyidir-haşdir diye bu mesleği tercih ettiniz, icabını yerine getirin; bilmiyor iseniz şu ecnebilerden ibret alın. Hem laiklikten dem ürüp hem de kurban derisinin ucundan "illa ki benimdir" diye yapışmanın alemi yok; işbu komedya bir ecnebi lisanına terceme olunsa frenkler bu garabeti anlayabilirler mi?
Uzun lafın kısası ey azizler, beni böyle vicdanı bir muzayakaya soktuğu için devletin şu tavrını doğrusu hiç doğru bulmadım. Madem ki kanun-i esası'mizde laiklik umdesi var; buyurunuz devlet de laik olsun; kimsenin vicdanı tercihlerine müdahele etmesin, bil'akış vicdan ve itikad hürriyetini temin eylesin kafidir. Yok illa ki kurban derileri benim hakkımdır diyor ise, gelecek Ramazan'dan tezi yok zekatlarımızı da bilfiil tahsil etsin; şahşan benim için hiçbir mahzuru yok, seve seve veririm; lakin o zaman devlet, "laiklik" umdesinden feragat etmiş olur; işbu halin ismini de kendisi koysun, bu maraza da sona ersin bilader.
İmdi tabii siz, "komşunun derisini kurtardın ya, sen kurban derisini ne yaptın Recai Bey" diye merak edersiniz; kimsenin üstüne vazife olmamakla beraber söylemekte mahzur görmüyorum; işbu hali porotesto maksadıyla ben deriyi kimselere vermedim; deriyi güzelce tuzlayıp evin mahzenine koydum. İnşaallah birkaç güne kadar patırtı yatıştıktan sonra bizim Debbağ Salih Efendi'ye yollayıp seccadelik post yaptırmaya karar verdim. Yine de "deri bizimdir" deyu kapıya dayanan olursa "postu kimseye kaptırmam" herkesin haberi olsun.
Filvaki geçmiş de olsa bayramınız mübarek olsun ey azizler; bu arada beş vakit duada devletimizin hakkıyla "laik" olması içün niyazda bulunmayı aman ihmal etmeyiniz.