5 min read

'Sağım öldürür; solum süründürür' dememiş miydim?

Vakıa bütün Ahmetlerde "Ahmediyyet" vardır lakin mevzubahs edeceğim Ahmet'de ne kadar Ahmediyyet bulunduğu meskuk görünüyor; işte bu Zemancı gençlerden bir Ahmet (soyismini mahsusen yazmıyorum ki kibirlenmesin; malum a, bu yaşlarda isminden bahsedilmekten her delikanlıya sürur verir) "maarifname" serlevhali guşesinden seri atışlı Hockis makinelisi gibi endaht eyleyip ortalığı kana bulamış; bütün ashab-ı yaranı Arnavud'un pirasa doğradığı gibi doğrayıp bırakmış. İmdi görmezden gelmek vardı lakin mesele mühim: Arkadaş deyor ki, "Hocam, aceba sade bir üslub ile, gençlerin bildiği Türkçe ile atışmanız mümkin değil midir felan?"

Bakınız şu anda bile elim ayağım asabiyetten tır tır titremekte, hatırladığıma binaen en son böyle sinirlendiğimde muhatabım en yakın sağlık ocağından "yirmi gün iş göremez ve dökülen dışlerinin de yeniden çıkması muhaldir" meaalinde bir rapor almak suretiyle canını telef olmaktan kurtarmış idi. Bilader her daim yazıyorum, ikaz eyliyorum, muhavere centilmenlik sadedini aştıktan sonra "sağım öldürür; solum sürüm sürüm süründürür" diyorum da bu gençlere sanki Gülhane Parkı'nda belediye mizikası "Cezayir" havasını vuruyormuş gibi geliyor. Ey gaaziler, imdi bakınız ben bu maarifname muharririni, vaktiyle Ahmet Midhat Efendi merhumun sünnetini ihyaen İkitelli'nin sokak aralarında bir yerde yakalayıp kızılcık değneği ile ta'zirlesem seza değil midir?

Hayır bilader, duyan da zanneder ki, şahşan benim üslubum ve tarz-ı tahkiyyem rahmetli Veysi veya kim Nergisi Efendilerden müdevver, süslü, kokona ve sun'i bir Türkçedir? Bil'akış Türkçeme dahledenin serlevhasına dikkat buyrunuz: Maarifname imiş; benim buna itirazım yok lakin ben fakirin "Aykırı Bakışlar" serlevhası, bunun yanında Nurullah Ataç merhumun dünya gözüyle görseydi bayılacağı ölçüde arı-duru değil midir netekim? Haydi bu neyse fekat benim asıl öfkelendiğim ifade "gençlerin bildiği Türkçe" lafzi oldu; yahu ey gaaziler, ne zamandan beridir ki gençlerin bildiği Türkçe, Lisan-ı Türki'nin vazgeçilmez miyarı oldu da biz bu hayırhah nokta-i nazardan bihaber kaldık? İmdi buyrunuz, zamane gençlerini bizzat ayıplamıyorum fekat herifler Ahmed Rasim Efendi merhumun sokak ağzını takliden taharri ettiği düz sokak arası laflarını bile lügatsız anlayamaz halde değiller midir? Lisan-ı Türki'nin seviyesini gençlere nisbetle ayarlayacak ise bunca gavga vu nizaya ne hacet var ey erenler; üç-beş yüz kelimelik dağarcık ile idare ederiz gider. İş o raddeye gelmiş iken, üç-beş yüz kelimenin külfeti mi olur; buyrun aşk ile İngilizceye iltica eyleyuben esasen her gencimizin böyük bir dirayetle hıfzında bulundurduğu "vatiz diz?", "itize bük" munderecatina birkaç "fan-fin-fon" daha ilavesiyle Angilo-sakson kültür dairesine girip vaftiz suyuyla ağzımızı gargara ederiz, her iş temam olur icabında.

Tabiiy bilmiyorum, bu şahşan ve bizzat benim görüşümdür; mezkur yazıda sadece bana değil, aziz ve muhterem refiyklerim vaziyetindeki Sezai Bey'e, İrfan Bey'e ve hatta İskender Bey evladımıza dahi iğneli tarızler tevcih olunmuş idi; belki onlar turist karşılamaya memur edilmiş Bursa kılıç-kalkan ekibinin kısa çakşırlı bobstil cengaverlerinin takındığı acemi Köroğlu edasıyla -kendim için söylemiyorum fekat- Türk irfanının mümtaz şahsiyetlerine mukavva kılıç çekmek gafletinde bulunan bu arkadaşı hoş görür, belki de haklı bulurlar; şahşan kimsenin işine karışmam ey gaaziler; her yiğit kendi küheylanından mes'uldur icabında. Fekat çok istiyorlarsa, üç aylıkları alır almaz, memleketin güzidelerine servis verirken piyasa rayıcının altında iş görmeğe amade, ehl-i dil, işbilir ve geniş kültürlü tetikçiler loncasından ağzı sıkı bir eleman bulur, "maarifname" dükkanının müstecirini baldır nahiyesinden ikaz ettirebiliriz. Hem böylelikle mezkur şahsın köşesinin lağvi ile herbirinin kalekter istiabi dört bin vuruşlar raddesine de gelmiş olur; nereden bakılırsa bakılsın bundan iyisi Şam'da kayısıdır ey yarenler.

Kıssadan hisse: Benim aziz ve muhterem refiklerim İrfan, Sezai, İskender ve dahi epeydir kendisinden haber alamadığım Molla Kasım Beyler, dış pirotezlerini gaflet ile banyodaki bardakta unutup ol demde kabuklu yemiş çıtlatmağa kalkışmış olabilirler lakin Türkçemize laf dokandıran eshaşin evvela evlad-ı ayalının istikbalini taht-i teminata aldıktan ba'de iki rekat tevbe nemazı eda edip, başına geleceklere rıza göstermesi elzem ahvaldır.

Daha ölmedik değil mi ey gaaziler?


Makaleyi imambayıldı gibi ortadan saak diye kat'edüben mevzuudan mevzua intikal etmek huyum değildir lakin, bakınız derhal vaz-ı yed eylemem gereken çok acil bir mesail-i mühimme-i melmeket ile yüz yüze bulunmakta olduğumuzu müşahede ediyorum; Kıdemli kaarilerim tahattur edeceklerdir ki şair zemanda açık etmemekle beraber şahsen kısaca "Cimbom" teşmiye olunan arslanlar mangasına duyduğum müfrid muhabbet, naçiz yüreciğimin en mutena yerlerinden birinde kendi halinde durur. "Reva mı Recai Bey, siz emsal ciddi ve 'ağır otur batman gel' bir güzide şahsiyete kamyon soferleri gibi fitbol takımı tutmak yarasıyor mu?" diye ukdelenen eshaşa cevaben derim ki, "Her yiğidin gönlünde bir arslan yattığı malum kaziyye değil midir? İşte benim sinemdeki arslan da bahusus Cimbomdur; ayriyeten kamyon soferleri ekser itibarla fıtraten Cimbom'a değil de Beşiktaş nam fitbol takımına vurgun olmakla müstehirdir."

Şimdi ey azizler, durum vahim; öyle olmasaydı şu makale-i feridemi imambayıldı gibi ortadan yarıp lafzi fitbola çevirmez idim: Malumunuzdur kim Cimbom geçen pazar günü Altay nam takıma altı adedlik bir iskorla galebe edince yaran-ı Fener'in etekleri tutuşup akılları ağızlarına geldi de ne dediklerini istima edemez oldular. Esasen Babıali'nin kısm-i azami sanki marifetmiş gibi Fener muhibbani olduğu içun şu bir hafta zarfında demediklerini komadılar. Baktılar ki arslanlar mangası çatır çatır top çevirip gol mikdarını artırıyor, bunların yüreğini korku bastı; "eyvah, bu gidişatla bunlar averaç ile şampiyon olurlar; ne etsek de tekerlerine çomak iliştirsek" diye telaşelendiler. Bilahire muazzam bir tezvirat salvosu başladı kim hafazanallah; Analar kuzusu Hakan Bey evladıma dahi dahlederek, maçın maestrosunu bir çamurlu forma mukabilinde tava getirdiğini iddiaya dahi yeltendiler. Her akşam, her sabah aynı terane; şu Cimbom'un idare heyeti ise sanki emekli konsoloslar cemiyetinin haysiyet divanı. Mübareklerin ağzı var dili yok. Tabii efendiliklerinden ileri gelen bir etvardır, şahşan çok takdiyr ediyorum lakin iş ciddi; ağırbaşlılıkla, efendilikle, centilmenlikle, duymazdan gelmekle geçiştirilir gibi değil zira yaran-ı Fener işi laf kalabalığına getirip, aziz ve mohterem hakem camiasını baskı altına alarak, kalan dört haftada Cimbom'u kötuletmek davasında...

Kolay mı beyler; Haleb ordaysa Recai burda!

Benim nokta-i nazarımca bu yaran-ı Fener'i teskin etmek içün bundan ba'de şöyle bir usul ittihaz etmek lazım: Fener'e diyeceksiniz ki, "Sizden" ala şampiyon var mı; siz ki gönüllerin şampiyonu olmuşunuz; böyle süfli bir vasatta niçün önca mesarife girip, top oynayıp, birinci olmak içün didinip durasınız; sizi Türkıya'nın ebedi şampiyonu ilan ettik; gayri zahmet etmeyin; bundan böyle her sene siz otomatikman şampiyonsunuz. Lakin geride kalan şair takımların maneviyatı bozulmasın diye bir ikincilik kupası ihdas edelim. Siz paşa paşa oturup ebedi birinciliğin tadını çıkaradururken şair takımlar da ikincilik içün mücadele etsinler."

Eminim ki oynamadan şampiyon olmak yaran-ı Fener mentalitesine pek hoş görünecek ve iş bu teklife yunüslama rıza göstereceklerdir. Gayri "Fener mizikçiliği" sona erdikten sonra ağız tadıyla lig mücadelesine devam olunabilir. Esasen bunlar oynamadan kazanmak hususunda ne kadar hahiskar olduklarını Dirabizon'daki kupa maçında er meydanından çekilmek suretiyle ihsaş etmişler, beline isabet eden fınduk iriliğindeki misketin verdiği ilhamla "yandım anam" diyerekten bilcümle tuluat zenaatkarlarına taş çıkartırcasına yerlerde yatıp yuvarlanan teknik tıraktörleri de os'saat ayağa zıplayıp delikanlılar gibi şekerek savuşup gitmiş idi.

İmdi herkesin malumu olsun; geride kalan dört haftanın bütün maçlarını taht-i tarassütuma aldığımı ilan ediyorum. Hakemler hiçbir merciiden çekinmeden arslanlar gibi maçlarını idare etsinler; şikayeti olan bana gelsin; bundan böyle "Recai faktörü"nü nazar-ı itibare almadan kimse hesaba yeltenmesin.

Ben bu takımı sokakta bulmadım ey gaaziler, Cimbom taraftarı bulunmaklığımın hikayesi hayli eskidir. Bir gün keyfim yerinde olursa anlatırım da, sizler dahi niçün Cimbom'dan gayri takım tutmanın entelektüel gayret ve hamiyyete mugayir bulunduğunu kemaliyle fehmedersiniz inşaallah!