5 min read

Tebabet de hayli ilerledi netekim!

Geçen hafta pazar günü evde oturmuş sanat tarihi kıraatı ile meşgul bulunuyor idim; sanat tarihini severim ve yakınen elakadar olduğum bir bahiştir; esasen fıtri temayülüm itibariyle kendimi bir tarih "dilletante"i addettiğimden midir nedir, tarihin bütün müştemilat ve akribaşı mevkiindeki ilimlere, yani beşeri coğrafya, etnoloji, lingüvistik, arkeoloji, numismatik, diplomatik, paleografya ve tabii kozmoloji gibi mevzulardan pek hazederim. İşte tam o esnada Oleg Grabar bey'in "İslam Sanatının Oluşumu" ünvanlı eseriyle Doğan Kuban Bey'in seçilmiş makalelerini mukayese ederekten tefelsüfe dalmış idim ki, dışarda bir gürültü koptu. "Yine televizyon denilen nemrut aletlerde haber saati başlamış olmalı" diye görgüsüz komşulardan sekvaya başlayacaktım lakin bu gülgüle televizyon işi değil belli ki; giderek bizim eve doğru yaklaşıyor. Pencereden baktım, sarıkırmızılı sancakları dalgalandıraraktan nümayışte bulunan bir cemi gafir, "bir-ki-üç-dört; cim-bom şampiyon" deyu avaz etmekte. Takvimi yokladım; daha ligin bitmesine bir hafta var. "Nedir?" demeye kalmadı, kalabalık bizim pencerenin altına yığıldı; "Recai buraya eller hevaya" diye bir feryad-figan. Derakab pilli radionun düğmesini çevirdim; meğer bizim aslanlar yine her zemanki sünnetleri üzre bir aded gol yedikten sonra Arab atı gibi sonradan açılıp rakiyblerine dört misli mukabelede bulundukta, Fener dahi berabere kalmasıyla bizimkilerin şampiyonluğu bir hafta evvelisinden tescil olunmuş imiş. Lakin kalabalık susmak bilmiyor. Hayır, ben böyle nümayişleri sevmem; hatta kalabalıktan rahatsız olduğum için maçlara bile kendim bizzat şahsen gitmeyorum fekat işte bir sürü delikanlı toplanmış, illa "Recai buraya, eller hevaya" diyerekten çığırışıyorlar. Yüreğim kabardı, cami açtım, pencereden görünmemle birlikte cemaat, "Öleeeyy!" diye öyle bir feryad kopardı ki ürküntüden tekrar içeri çekildim. Reziller tekrar şamataya başlamazlar mı; "nedir be evladım derdiniz" demek maksadıyla yeniden pencereye çıkmamla bir "Öleey" daha. Anladım ki gençlerin canı şenlik istiyor. Yarı belime kadar sarkuben ahaliyi ellerimle selamladım. Alkış, ıslık, feryat gırla kıyamet.

Meğer bunlar benim iki hafta evvel bir köşeye çiziktirdiğim cim-bom leyhtarı makaalemi pek beğenmişler de tebrike gelmişler. Ezcümle orada "Ben bu takımı sokakta bulmadım ey gaaziler" ihtarında bulunduktan maada demiş idim ki: "İmdi herkesin malumu olsun; geride kalan dört haftanın bütün maçlarını taht-i tarassütuma aldığımı ilan ediyorum. Hakemler hiçbir merciiden çekinmeden arslanlar gibi maçlarını idare etsinler; şikayeti olan bana gelsin; bundan böyle 'Recai faktörü'nü nazar-ı itibare almadan kimse hesaba yeltenmesin." Bakınız ben bunları bilahire öğreniyorum: Bu makaale meğerse fitbol camiasında çok akışler husule getirmiş. Fenerliler demiş ki, "madem biz esasen gönüllerin şampiyonu olmuşuz ve iş bu hakiykatı netekim Recai Bey dahi teslim eylemiş, badema kendimizi helak etmenin ne manası var?" Fitbol Federasyonu ise ışın ucunda "Recai faktörü"nün bulunduğunu hatırlayınca, "Bari son olaraktan Filipesku bey'e iki maçlık bir ceza verelim de, elalem, koca federasyon Recai'den tirstı demesinler." diyerekten Fener'i kollamaktan vazgeçmişler. İşte pencerenin altında nümayıs yapan keratalar da iş bu sebebe binaen çayırtı koparırlar imiş.

Her ne hal ise ey kızanlar, ben bu kalabalığı dağıtana kadar ne hal çektim bilmezsiniz; diyorlar ki "ille aşağı teşrif buyurun; sizi omuzlarımıza aluben şöyle bir şehricark-ı kolaçan eyleyelim de kasavetimiz dağılsın." Yahu bilader olur iş midir; bu yaşta gençler gibi sokaklarda nümayise çıkmak olur mu?

Derken benim telefonun zili sırayı devraldı; çir da çir! Tebrikler, teşekkürler estek, köstek. İçlerinden bir telefon var ki hakiykaten ciğerimi dilhun etti; bu beyefendi Fenerli imiş, dedim ki, "Beyefendi üzülmeyin, Fenerli olmak demek dünyanın sonu geldi demek değildir; üstelik tebabet durmadan ilerliyor...", meğer yanlış anlamışım, adamcağız diyor ki, "Ah Recai Bey, bu Fener bizi hasta ediyor; yıllardan beri şu caanım kulüp, sanki bir kulübe imiş gibi idare olunuyor. Şöhret düşkünleri yüzünden kulüpte hakiyki Fener taraftarını temsil edecek kimse kalmadı. Bunlar matbuattaki Fenerli muharrir takımını da yanlarına alarak öyle bir kumpas kurmuşlar ki, senelerdir yüzümüz yerden doğrulmuyor. Tesadüfen şampiyon olduğumuz senelerde bile öyle abes işler yapıyorlar ki ertesi sene yeniden hicrane düşüyoruz. Ben biliyorum efendim; bizi bu hale düşüren şey Galatasaray karşısında cümleten kapılmış bulunduğumuz şu mahut kompileks halidir. Sırf çim-bom'a nisbet olsun diye adamların beğenmeyip satışa çıkardığı neredeyse bilcümle fitbolcuyu dünyanın parasına tiransfer ettik; kimse çıkıp yanlış yapıyorsunuz diyemedi. Gidip dünyanın öteki ucundan fitbolcu, teknik tıraktör getirdiler, derakap adamları da rezil ettiler. Gurupçuluk illeti yüzünden koca camia üçe-beşe taksim olundu. Matbuatta o kadar yazanımız-çizenimiz var fekat hiçbiri mesala sizin çapınızda hakiykatleri yazamıyor. Sizi tebrik ederim Recai Bey, yıllardır sipor sahifesi okurum, sizin gibi bir fitboldan anlayan adam görmedim."

Tabii acıdım adama; üstüme vazife değil fekat netice itibariyle bilader bu Fenerliler de bizim kardeşimiz, komşumuz felan; insan üzülüyor bi'ttabii. Netekim bakınız bazı Fener yaranı, fitbolcularının yüzüne baka baka, "Boliç bey'i alana Saffet bey de bedava" diyerekten sebb u setm eylemişler. Bunları fevkalade ayıplıyorum. Vakıa bu da bir pazarlama sitratecisidir; mesela bakarsın alışveriş kesat; iskonto yaparsın, işler açılıverir filan, her ne ise bana ne bilader!

Bakınız bizim Fatih Hoca'yı takdiyr ettim; biraz içine kapanık, mahçup Anadolu çocuğu gibi görünüyor fekat işine fevkalade düşkün ve sadık. Bu sene şans da yardım etti de yine muzaffer oldular. Lakin bazı müzevirlerin dolduruşuna kanarak gevrek kahkahali Hıncal Bey'e laf dokandırmasını ona yakıştıramadım. Hıncal Bey vakıa tezcanlı ve müfrid bir kalekter gösteriyorsa da samimiyetinden şüphe olunamaz.

İmdi ey kaariler, ben tabiiy bu malumatı laf olsun diyerekten serdetmiyorum; "kızım sana diyorum, gelinim sen anla" demeye getirmekteyim lakin dağdan-taştan ses var da bizim Zeman gazatasının sipor sahifası yaranından ses yok! Be bilader teknik malumat der isen bende, fitbolu tefsir kuvveti dersen mebzul, UEFA'cılar bile fitbolda bir kaide değiştirmek iktiza ettiğinde bir telefon açıp kıymetli nokta-i nazarımı sual ediyorlar da siz niycun, "Aman Recai Bey buyurunuz; haftanın hangi günü canınız çekerse bizi fitbol tefsirleri ile ihya ve irşad ediniz." demeye dil yetirememektesiniz bil'akış? Ben esasen vaziyeti sezinlemekteyim lakin söylemek işime gelmiyor. Şimdi kalkıp da bizim Zeman'ın fitbol muharrirleri, "içerden" aldığım istihbarate binaen ekseriyetle Fener'e meyyal olmak zanni altındadır diye yazsam elbette doğru olmaz. Beni bu yüzden sipor sahifasına ayak bastırmıyorlar deyu söylensem bana yakışmaz. En eyişi ey azizler bu meseleyi görmezden gelmektir. Eğer istesemdi ve mesela baş direktör Hüseyin Bey'in bu işten haberi olsa idi, ben o sahifanın manşetinden başlayıp gules haberlerine değin bilcümle akşamını bizzat tasarruf etmez miyim arkadaşlar? Hayır, ben bu yaştan sonra fitbol yazacağım da boyum mu tezayud edecek; yalvarsanız bile yazmam çünkü vaktim yok. Temam yazmam fekat hele siz bir yol teklif etmeyi aklettiniz mi bakalım; reddederim-kabul ederim o benim bileceğim iş mesela yahu?

Netekim buyrunuz kültür sahifasında çok deryadıl çocuklar var; hafta geçmiyor, telefon çevirip hal-hatır sual ediyorlar, ara-sıra kitap, mecmua, kaset, CD gönderiyorlar. Hele içlerinde bir Ömer var ki, "İlla Recai Beyciğim gel bizim sahifaya sanat tarihi tenkidleri yazarsınız, musikiden, şiirden, edebiyattan, tarihten tatlı bahisler açarsınız." diye yalvar-yakar oluyor da, "kimsenin yerini daraltmayım" diyerekten duymazlığa veriyorum. Keza aynı ateşin teklifler, -sağolsunlar- ekonomi sahifasından, harici haberler sahifasından, hatta kadın-aile sahifasından bile geliyor da ben kibarca geri çeviriyorum;

Siz nerden bileceksiniz ey erenler; yoksa!..

Hele şu yeni matbaa binası bir tamamlansın bakalım; cici matbaa makinelerimiz gelsin, her muharrire ufak da olsa bir oda, her odaya bir şezlonk ve dahi bir adet yünlü battaniye tahsis olunsun, sayfalar renklensin, gazata bir milyon adedlere doğru yükselişe geçsin ki görelim mevla n'eyler?

Her ne ise, Fenerli kaarilerimi mahzun ettimse üzülmesinler; bizimki eninde-sonunda muvakkat bir şampiyonluk; halbüsam ki Fener her daim "gönüller şampiyonu"dur.

Ne demekse?

Turkuaz, 10 Mayıs 1998, Pazar